İletişimin Altın Anahtarı;Birbirimizi Can Kulağıyla Dinlemek
..        

Eğitimbilimde “can kulağıyla dinlemek” deyimi belli bir eğitim süreci içinde bir dizi gaye ve maksatlara uygun olarak dinlemek anlamında kullanılmaktadır. Bu gaye ve maksatlar şöyle sıralanmaktadır:

Bilgi paylaşma, haber alabilme, söyleneni, okunanı anlayabilme, söylenen sözleri, kavramla- rı tam olarak anlayabilme, dinlediği konuşmanın ana fikrini kavrayabilme, dinlediğinin eksik, yanlış, abartılı, yararlı, gereksiz vb. yönlerini seçebilme, anlatana, dinlediklerine karşı hoşgörü duygusu geliştirebilme, dinledikleri arasında sebep - sonuç ilişkisi kurabilme, dinlediklerini tarafsız bir biçimde değerlendirebilmedir.

Bu gayelere ulaşmak için yapılan bir dinleme birçok faydayı da beraberinde getirir. Bunlar insanlar arasındaki ilişkilerin gelişmesi, saygı ve sevginin çoğalması, bilgilerin ve fikirlerin paylaşılması, fikir üretiminin gerçekleşmesi, yardım etme duygusunun güçlenmesi gibi faydalardır. Ayrıca birbirimizi candan, samimane dinlemek sevgi ve değer verme, önemseme, ilgi gösterme, yardım etme gibi güzel hasletlere kapı açtığı için kardeşlik duygusunu da pekiştirir.

Bir Batılı düşünür Sylviane Herpin ünlü önermesinde der ki: “Düşündüğünüz, söylemek istediğiniz, söylediğinizi sandığınız, söylediğiniz, karşınızdakinin duymak istediği, duyduğu, anlamak istediği, anladığını sandığı ve anladığı arasında farklar vardır. Dolayısıyla insanların birbirini yanlış anlaması için en az dokuz ihtimal vardır.”

Birbirimizi yanlış anlamak için birçok sebebimiz olduğu gibi birbirimizi can kulağıyla dinlemek için de birçok sebebimiz vardır.

Hepimiz birilerinin ya eşiyizdir, ya mesai arkadaşıyızdır, ya komşusuyuzdur, ya babasıyız- dır, ya amiriyizdir, ya öğretmeniyizdir, ya işçisiyizdir, ya müşterisiyizdir, ya arkadaşıyızdır, ya hastasıyızdır, ya öğrencisiyizdir, ya yakın akrabasıyızdır, ya uzak akrabasıyızdır, ya da seçmeniyizdir.

Böylesine iç içe birçok sorumluluk alanları olan insanların elbette birbirlerini dinlemeye, anlamaya, anlaşmaya, uzlaşmaya ihtiyaçları vardır. Ancak birlikte bir hayat yaşadığımız için de zaman zaman iletişim kuramamaktan, birbirimizi doğru dürüst dinlememekten, yanlış anlaşılmak- tan da şikâyetçiyizdir.

Son yıllarda meclisten ailelere, resmî toplantılardan mitinglere, köşe yazarlarının tartışmalarına kadar insan ilişkilerini, gözlemledi- ğimiz kadarıyla iletişim kazalarının sonucu olarak oluşan birçok kavgaların altında yatan ana sebebin birbirimizi can kulağıyla dinlememek olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. O zaman da Yiba Glass'ın meşhur öyküsündeki durum ortaya çıkıyor ki şöyle anlatmaktadır: Bu öykü herkes, birisi, herhangi biri ve hiç kimse adlarında dört kişi ile ilgilidir. Yapılması gereken önemli bir iş vardı ve herkes bu işi birisinin yapacağından emindi. Birisi bu duruma sinirlendi, çünkü iş herkesin işiydi. Herkes işi herhangi birinin yapabileceğini düşünüyordu. Fakat herkesin o işi yapamayacağını hiç kimse anlamamıştı. Sonuçta herhangi birinin yapabileceği bu işi hiç kimse yapmadığından herkes, birisini suçladı. Yani birbirini can kulağıyla dinlemeyen herkes birbirini suçladı.

Gerçekten de itiraz etmeden, söz kesmeden sabırla dinlemeyi, yargısız infaz yapmadan ön yargısız dinlemeyi, muhatabımıza zaman ayırmayı, ona odaklanmayı, empati yaparak dinlemeyi kaçımız başarabiliyoruz?

Bazen karşımızdakini dinler gözükürken ona nasıl cevap yetiştireceğimizi düşünmekten muhatabımızı anlayamama, yanlış anlama veya yanlış anlaşılma hâllerini yaşamıyor muyuz?

Bazen de muhatabımızla konuşurken yanımı- za bir başka arkadaşımız geldiğinde farkında olmadan veya olarak ona yönelip daha önce dinlediğimiz kardeşimizden özür bile dilemeden onu dinlemekten vaz geçmiyor muyuz?

Hâlbuki dinlemek dikkatle takip etmeyi gerektirir. Dinlemek karşımızdakini bekleyebil- mek ve ilgi göstermektir. Herkes muhatabından yargılanmadan, sözü kesilmeden, yanlış anlaşıl- madan dinlenilmeyi bekler. Bazen karşımızda-kinin tahmin edebileceğini düşünüp, kendimizi doğrudan ifade edemeyiz ya da etmeyiz bunu karşımızdakinin anlayışla karşılamasını bekleriz. Ama maalesef bu beklentimiz yanlış anlaşılmak veya hiç anlaşılamamak gibi bazı iletişim problemlerini doğurabilir.

Hatta bazen dinleyenlerin kafaları öylesine meşguldür ki onlara bir şeyler anlatırken, iç dünyamızın, isteklerimizin asıl nedenlerini anlayamadıklarını sezeriz. Dinliyor gibi görünür ya da içlerinden bazılarını anlar diğerlerini eler, ama gerçekte söylediklerimizin hepsini dinlemez ve kendi iç dünyalarına odaklanırlar.

Muhatabımız bize herhangi bir konudaki fikrini anlatmaya çalışıyor ve biz de onun söylediklerini hissî olarak değerlendiriyorsak, aynı şekilde o hissî olarak konuşuyor ve biz de onu mantıkî olarak dinliyor ve değerlendiriyorsak anlaşamıyoruz demektir ki karşımızdaki kişinin demek istediği ile bizim anladığımızın aynı olup olmadığını denetlemeden anlaşmamız veya birbirimizi doğru değerlendirmemiz pek mümkün değildir. Görüldüğü gibi duymak insanı anlamaya götürmüyor gerçekten birbirimizi ciddî olarak dinlemeye ihtiyacız var.

İnsanlarla başarılı bir ilişki kurmanın temelinde muhatabı ciddiye alma ve ona değer verme vardır. Herkes, değer verilmek, önem verilmek ve sayılmak ister. Nitekim Peygamber Efendimiz insanlara çok değer verir, insanlarla iç içe yaşar, onlardan biri gibi hayatını devam ettirirdi. İnsanlarla karşılaştığı zaman ilk selam veren kendisi olurdu; tokalaşır, hal ve hatırını sorardı. Söylenenleri dikkatle dinler, muhatabı ayrılmadıkça yüzünü ondan çevirmezdi.

Araştırmacılara göre güzel ve etkili konuşma bir sanat olduğu gibi etkili dinlemek de bir sanattır. Ancak konuşma ve dinleme birbirini tamamlayan iki sanattır. Bir yerde konuşma fiili varsa dinleme fiili de var demektir. Eğitim sistemimizde dinleme sanatı çok ihmal edildiği için bu konuda maalesef birçoğumuz sınıfta kalmaktadır.

Dinleme konusunda Yüce Allah Kur'an-ı Kerimi dinleyene okuyandan daha fazla sevap vermektedir. Çünkü dinlemek, anlamanın ve anlaşılanları hayata geçirmenin ilk adımıdır.
Çünkü dinlemek de şuurlu bir gayret ve bir çaba gerektirmektedir.

Araştırmacılar psikolojik yapımıza göre dinleme türlerinden bahsetmektedirler. Seçerek dinleme, pür dikkat ( can kulağıyla ) dinleme, görünüşte dinleme, hissî dinleme, mantıkî dinleme, tuzak kurucu dinleme, savunma için dinleme, sathî ( yüzeysel ) dinleme gibi çeşitleri vardır.

Seçerek dinleyenler konuşanın söylediklerin- den sadece kendi ilgilendikleri bölümünü dinlerler, diğer söylenenleri dinlemezler. Pür dikkat dinleyenler can kulağıyla, kendilerini söylenenlere vererek odaklanarak dinlerler. Görünüşte dinleyenler karşısındakini dinliyor gibi görünürlerken hakikatte iç dünyalarında başka hayallerle, başka konularla meşguldürler. Hissî dinleyenler kendi hissî durumlarına göre söylenenleri dinlerler. Her söylenenden ya bir sevinç ya bir hüzün manası çıkarmaya çalışırlar. Söylenenleri mantık çerçevesinde değerlendir- mezler.
Mantıkî dinleyenler konuşanın duygularını dikkate almazlar. Savunma için dinleyenler ne söylenirse söylensin her söyleneni kendilerine yönelmiş bir saldırı sayarak hemen karşı savunmaya geçerler. Tuzak kurucu dinleyenler muhatabını zor duruma sokacak fırsatları yakalamak ve köşeye sıkıştırmak için dinlerler. Yüzeysel dinleyenler konuşanın kullandığı kelimelerin derinliklerinde yatan manalara ulaşamadan dinlerler.

Herkes kendini bir müddet gözlemleyerek bu dinleme çeşitlerinden hangisini veya hangilerini gerçekleştirdiğini, nasıl bir dinleyici olduğunu tespit edebilir.

Niçin birbirimizi can kulağıyla dinleyemi- yoruz? sorusunun cevap zamanı geldi sanırım.

Aslında günümüzün büyük bir kısmı duymak ve dinlemekle geçiyor. Evde, iş yerinde, okulda, çarşıda, yolda, televizyonda, radyoda o kadar çok ses veya konu var ki bunları duymaktan ve dinlemekten sinir sistemimiz yoruluyor. Sistem kendini yorgunluktan koruyabilmek için içinde bulunduğu ihtiyaçlara göre dikkatini vermekte- dir.

Ayrıca sinir sistemimiz dakikada altı yüz kelimelik bir konuşma hızını anlayabilecek bir kapasiteye sahiptir. Normal konuşma hızı ise dakikada yüz ile yüz kırk kelime arasındadır.

Bu durumda her dakika dört yüz altmış kelimelik bir zaman süresinde zihnimiz boş kalmaktadır. Konuşma hızı ile anlama hızı arasındaki zaman boşluğunu zihin kendinde var olan daha önemli meselelerle doldurduğu için dinleme sanatında yeteneklerini geliştiren kişiler muhatabının ne demek istediğini düşünmekle değerlendirirler. Kendilerini iyi bir dinleyici olarak eğitemeyenler ise içinde bulundukları ruhî duruma ve mizaçlarına göre dinleme türlerinden olumsuz olanlarını tercih ederler. Bu sebeple can kulağıyla dinleme gerçekleşmez. Tabiî bu durum ilişkilerimizde bir dizi olumsuzluklara da yol açabilir.

Birbirimizle her şeyden önce güzel konuşmalı- yız. Güzel konuşma can kulağıyla dinlemeyi davet edeceği için ikisi birlikte hayatımızın tadı tuzu olurlar. Şayet bir yerde bu ikisi yoksa çare susmaktır. Bir batılı düşünürün dediği gibi “Söylediklerinizi duyurmak için kimseyi kolun- dan tutmayın. Çünkü insanlar sizi dinlemeye istekli değilseler, onları tutacak yerde çenenizi tutmanız daha hayırlıdır.” Yani Peygamber Efendimizin dediği gibi “Ya hayır söylemeli, ya da susmalı.”


Bu Yazı 4420 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar
  • beyza 02.01.2014 16:02:08
    ama bu çok uzun yinede çok teşekkür ederim bunu ödevime yazıcağım