İlim ve İman
..        

İlim;hayvan ve insan muvazenesinde hayvanın eksik yanı, insanın şerefi. Evet hiç şüphesiz ki, insanı vücut ve ceset itibariyle hayvanata yetişemezken umum mahlukatın fevkine çıkartıp üstün kılan ilimdir. İlme olan liyakatidir. Bununla birlikte insana “eşref-i mahlukat” unvanı takan ve onu yeryüzüne halife kılıp İblis müstesna gök ehlini kendine secde ettirilen yine Cenab-ı Hakk'ın insana bahşettiği ilim ile taallüm ve tekemmül sırrıdır.
Evet ilim insana mahsus ve “Biz Ademe isimleri öğrettik” ayet-i kerimesi sırrınca ilim bizlere Peygamberlerden miras. Başta Peygamber Efendimiz (s.a.v) olmak üzere gelmiş geçmiş tüm Peygamberler ilmin birer üstatlığını yapmışlardır. Hatta Peygamber Efendimiz (s.a.v) ilme o kadar önem vermiştir ki harpte esir alınan düşman askerleri Müslümanlara okuma-yazma öğretme mukabilinde serbest bırakmıştır. Ve yine aynı Zat-i zişandır (s.a.v) ki ümmetine “Kim bir ilim öğrenmek için bir yola sülûk ederse Allah onu cennete giden yollardan birine dahil etmiş demektir. Melekler, ilim talibinden memnun olarak kanatlarını (üzerlerine) koyarlar. Semavat ve yerde olanlar ve hatta denizdeki balıklar âlim için istiğfar ederler. Âlimin âbid üzerindeki üstünlüğü dolunaylı gecede kamerin diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Âlimler peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler, ne dinar ne dirhem miras bırakırlar, ama ilim miras bırakırlar. Kim de ilim elde ederse, bol bir nasip elde etmiştir “ diye buyuruyor.
Nitekim Kuran-ı Kerimde de insan “oku” emrine muhatap kılınmıştır. Bu şekilde Cenab-ı Hak insana ilim ve öğrenmeyi emretmiş, bu ilk “oku” emriyle ilmi, diğer ibadetlere üstün kılmıştır. Bu nedendendir ki “alimlerin mürekkebi şehitlerin kanıyla tartılacaktır”
İlimden maksat iman-ı billahtır. Cenab-ı Hakkın isim ve sıfatlarını bilmek, o isimlerin kainattaki tecelli ve tezahürlerini anlamaktır. Ve insana bir lütf-u Rabbani suretinde verilen ilmin cüz-i numunelerini mikyas ederek Halıkın sıfat-ı mutlakasını ve şuumu mukaddesesini fehmetmektir. Mesela der, nasıl ben bu cüz-i ilmim ile şu evi böyle muntazam yaptım ise; bu kasr-ı alemin banisi de kasr-ı alemin büyüklüğü nispetinde alim bir zattır.
Hem ilmin her mertebesinde insanı Cenab-ı Hakk'a yakınlaştıran bir yol vardır. Hem dünyevi hem de uhrevi boyutta ilim, insana saadet kapılarını açar. Hem insan, ilim ile Cenab-ı Hakk'ı tanıdıkça O'nun isim ve sıfatlarını da tanır. O'nun isim ve sıfatlarını tanıdıkça O'nu sever ve O'nu sevdikçe ruhani bir lezzet almaya başlar. Bakınız bu hakikat Risale-i Nurda ne güzel dile getirilmiştir;
“Katiyen bil ki, hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi, iman-ı billâhtır. Ve insaniyetin en âli mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, iman-ı billâh içindeki marifetullahtır. Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki muhabbetullahtır. Ve ruh-u beşer için en hâlis sürur ve kalb-i insan için en sâfi sevinç, o muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir.”
Evet hiç şüphesiz ki, ilimlerin esası, ilimlerin şahı ve padişahı iman ilmidir. O ilim ile Cenab-ı Hakk'ı tanıyan nihayetsiz saadete mahzar olduğu gibi O'nu hakiki tanımayan ise nihayetsiz şekavete müptela olacaktır.


Bu Yazı 1965 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar