İnsanlığın Kanayan Yarası: İsraf
07.05.2014        

İNSANLIĞIN KANAYAN YARASI: İSRAF

Ekrem Kılıç

 

 

İsrâf, maddî ve mânevî varlıklarını boş ve lüzûmsuz yere harcamak; saçıp – savurmak mânâlarında kullandığımız bir kelimedir. Daha çok, para ve malın boşa harcanması, telef edilmesi hakkında kullanılırsa da, bu mefhûmun içine zaman, enerji, çaba gibi pek çok mânevî vasıflar da girer.

İsrâfın esas sebebi, kanâatsizliktir. Cenâb-ı Hakk, yeryüzünü sınırlı imkânlarla donatmıştır. Ancak, her varlığın yaratılışındaki hikmete uygun hareket etmesi hâlinde, bu sınırlı sayıdaki ni’metler, hepsinin ihtiyâcını karşılayabilecek ölçüdedir.

Tabîat diye adlandırdığımız San’at-ı İlâhî’nin tezâhür ettiği yer, içine konulmuş bulunan canlı veyâ cansız bütün varlıkların vücûdlarını devâm ettirmeye elverişli bir vaz’iyettedir. Cansız varlıkların fizikî ve kimyevî hâl değiştirmeleri; canlıların doğup, büyüyüp, üreyip, hayattan terhîs edilmeleri tabîat içinde ve yaratılıştan kendilerine tahsîs edilen sınırlar içerisinde cereyân etmektedir. Fakat, imtihân edilmek üzere yeryüzüne gönderilmiş bulunan varlıklardan insanoğlu, çoğu kez bu sınırları zorlamakta, aşmakta ve kâinâtın yaratılış kànûnları ile belirlenen dengesinin bozulmasına sebeb olmaktadır.

Hayvanlarda şuûrsuz olarak işleyen hayatî ihtiyâclarını tedârik etme işi, beşere ihsân edilen üstün vasıflı uzuvları sâyesinde geliştirdiği âlet ve vâsıtalarla en mükemmel mertebeye ulaşmıştır. Bâzı hayvanlar karınlarını doyurdukdan sonra, gelecek zamanlar için yiyecek biriktirmeye ihtiyac duymayacak şekilde yaratılmışlardır. Bâzıları da basit tarzda yiyecek depolamaktadırlar. Üstelik, bu işi yaparken, ezelden programlandıkları fıtrî vazîfelerini de görmüş olmaktadırlar. Kimi, yer altına taşıdığı tohumlardan faydalanmakla birlikte, onların üremelerine de yardımcı olduğundan, kendisinden istifâde edilmektedir. Kimi, yeryüzünü kirleten artıkları yiyecek olarak tüketmekte, ilerisi için biriktirmek amacıyla gözden ırak yerlere taşımakta, böylelikle hem rızkını te’mîn etmekte, hem tavzîf edildiği temizlikçilik görevini yerine getirmektedirler.

İnsanlara gelince, onlardaki isti’dâtlar bütün mahlûkàtın fevkınde gelişmiş bir tarzda yaratıldığından, mânevî duygularını kendilerine mahsûs gıdâlarla doyuramazlarsa, ebedî yaşayacakmış gibi maddiyât toplamaya, biriktirmeye, muhâfazaya çalışmaktadırlar.

İnsan, karnını doyurmaya, korunmaya, çoğalmaya sevk eden duygularını tatmîn ettikten sonra, artık maddî mes’elelerden çok mânevî cihetlere yönelmek isti’dâdındadır. Fakat, çoğu kere buna muvaffak olamamaktadır. Pek ender kişiler bu şekilde bir davranış gösterebilmektedirler.

İnsanoğlunun kàbiliyetlerini yaratan Allâhu Teâlâ, onu, arzû ettiği yöne sevketmek için zaman zaman haberciler, uyarıcılar, mürşidler göndermiş ve beşere asıl vazîfesini hatırlatmıştır. Bütün semâvî dînler isrâfı önleyici hükümler ihtivâ eder. En son ve en mükemmel dîn olan İslâmiyet’in de bu mevzûda gerek Kur’ân-ı Kerîm’de, gerek Hadîs-i Şerîflerde çeşitli îkazları olmuştur. Emirlerin hepsi ma’kuldur, zamanla fen ve hikmetin tasdîkine mazhâr olmuştur. Ancak insan, ısrârla, Cenâb-ı Hakk’ın ne kevnî, ne şer’î kànûnlarına itâate niyetlidir…

Dînimizde, yeryüzündeki kaynakların ve bunlardan elde edilen mahsûlâtın isrâfı yasaklanmakla kalmamış; gençlik, sağlık, zenginlik, zaman gibi ni’metlerin de boşa harcanması, lüzûmsuz tüketilmesi hoş görülmemiştir. Akarsu kenârında bile olunsa, bir ibâdet olan abdest alınması sırasında dahî suyun isrâfını kabûl etmeyen bir dîne riâyet etmeyenlerin içinde, ne yazık ki, Müslümanlar da hayli yer tutmaktadır.

Düşünelim, bu yıl kapımızı çalan su sıkıntısının altında, acabâ, su kaynaklarımızı hiç bitmeyecekmiş gibi kullanmamız; tasarrufa gereken ehemmiyeti vermememiz yatmakta değil midir? Bakınız, Prof. Dr. Osman Tekinel’in araştırmalarına göre: dünyadaki toplam su miktarı 1.400 milyon km3 olup bunun % 97.5’u tuzlu sular, % 2.5’u tatlı su kaynaklarıdır. Tatlı suların göllerde, akarsularda ve barajlarda bulunan kısmı ise % 0.3 mesâbesindedir. Dünyâda yeterli içme suyundan mahrûm insan sayısı 1.5 milyar, sağlıklı suya hasret insan sayısı 2.3 milyar, suyla ilgili hastalıklardan ölen insan sayısı 7 milyon kişi/yıldır.

Türkiye'de yenilenebilir su potansiyeli 234 milyar³/yıl; akarsular, göller 193 milyar³/yıl; yeraltı suları 41 milyar³/yıl; teknik ve ekonomik anlamda kullanılabilir su miktarı 110 milyar³/yıl; kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı 1735 m³/yıl; 2030 yılında kişi başına düşecek su miktarı: 1100 m³/yıl olarak tesbit edilmiştir.

Su Vakfı’nın kayıtlarına göre yurdumuzda: tuvaletlerde 15 - 25, duşda 9 - 13, küvette 90  - 150, suyu akıtarak el yıkamada 8, diş fırçalamada 14, el ile bulaşık yıkamada 114, bulaşık makinesinde 60, çamaşır yıkamada 200, içilen suda 8 - 10, yemek yapmakta 40, araba yıkamada 300, bahçe sulamada 500 lt. su tüketilmektedir.

Her bir evde dikkatli kullanım sonucunda günde en az 10 lt. ve ortalama 20 lt. suyun korunabileceğini düşündüğümüzde yapılacak hesap çok basittir. Türkiye genelinde 20 milyon evde sadece basit yöntemlerle günde 200 - 400 milyon lt. arası su tasarrufu sağlanacaktır. Her gün evlerden 10.000 ile 20.000 lt.lik su tankerini dolduracak kadar su boşu boşuna akmaktadır.

Aynı şekilde, devâmlı yazılıp çizilen, üzerinde laflar edilen, devletin resmî kılıklı reklamlar, îkazlarla vatandaşı uyarmaya çalıştığı ekmek isrâfını göz önüne getirelim: Prof. Dr. SelmanTürker’in “Türkiye’de Ekmek

İsrafı Araştırması” sonuçlarına göre, tüm kesimlerin ortak kanâati; temel gıdâ olan ekmeğin çöpe atılmasının en kötü davranışlardan biri olarak görülmesidir. Araştırma, ekmek isrâfının kötü niyetten ziyâde "ihmâl ve bilgisizlikten" kaynaklandığını ortaya koymuştur.

Araştırmada, ekmeğin amacı dışında kullanılması: insan gıdâsı olarak tüketilmemesi veya çöpe atılması, isrâf olarak tanımlanmaktadır. Dolayısıyla, insan gıdâsı olarak kullanılamayıp, hayvanlara verilen ekmeklerin de isrâf edildiği kabûl edilmektedir. Zîrâ, ekmeğin insan gıdâsı olarak tüketilmesi için un ve ekmek üretimi sürecinde yapılan işlemler; emek, mâliyet ve zamân kaybına sebeb olmaktadır. Bu yüzden, doğrudan hayvan yemi olarak kullanılabilecek tahıl ürünleri yerine ekmeğin kullanılması, ekonomik açıdan isrâf olarak değerlendirilmektedir.

Ekmeği çöpe atmanın sadece ekonomik açıdan değil, her açıdan isrâf olduğu toplumun tüm kesimlerince zaten bilindiği, ancak uygun saklama ve tüketme yöntemleri konusunda bir bilgilendirme ihtiyâcı bulunduğu vurgulanmaktadır.

Araştırma sonuçlarına göre Türkiye’de:

a) Ekmek üretimi günde 25.295 ton, yılda 9,2 milyon ton; 250 gramlık standart ekmek üzerinden hesaplandığında, günde 101 milyon, yılda 37 milyar adettir.

b) Ekmek tüketimi günde 23.809 ton, yılda 8,7 milyon ton; 250 gramlık standart ekmek üzerinden hesaplandığında günde 95 milyon, yılda 35 milyar adettir.

c) Ekmek israfı günde 1.486 ton, yılda 542 bin ton; 250 gramlık standart ekmek üzerinden hesaplandığında günde 6 milyon, yılda 2,1 milyar adettir.

ç) Üretilen toplam ekmeğin % 5,9’u israf edilmektedir.

d) Bir günde toplam 6 milyon adet ekmeğin; 3 milyonu fırınlarda (% 51,4), 2,3 milyonu hanelerde (% 37,9), 0,6 milyonu kurumlarda: personel ve öğrenci yemekhaneleri, lokanta ve otellerde (% 10,7) israf edilmektedir.

e) Türkiye'deki yıllık ekmek israfından doğan ekonomik kaybın da 1 milyar 546 milyon lira civârındadır.

f) Dünyâ un ihracatında lider konumda olan Türkiye'de, bir yılda isrâf edilen ekmeğin bedeli, un ihrâcâtından elde edilen gelirle aynı düzeydedir.

g) Bir günde isrâf edilen 6 milyon ekmek, 4,7 milyon kişinin bir günlük ekmek ihtiyâcını karşılamaktadır. Bu isrâfın yıllık ekonomik boyutu ise 1 milyar 546 milyon lira etmektedir. Bu para ile 161 bin 708 kişiye asgarî ücret ödenebilir; 100 yataklı 80 hastane, 16 derslikli 500 okul ve 500 kilometrelik bölünmüş yol yapılabilir.

Türkiye Fırıncılar Federasyonu bilgilerine göre: yılda üretilen 29.9 milyar ekmeğin, 28.2 milyar adedi tüketilirken yılda 1.8 milyar ekmek isrâf edilmektedir. Bu rakamlar günde 5 milyon ekmeğin isrâf edildiğine işâret ediyor. Bunun dışında henüz üretim aşamasında günlük 1,5 milyon ekmek zâyî oluyor. Türkiye'de bir yılda isrâf edilen ekmek, ortalama 450 bin ton buğdaya karşılık geliyor.

h) Ayrıca, dünyâ’da, yılda ortalama 870 milyon insanın yetersiz beslendiği, bunların 10 milyonunun da hayâtını kaybettiği, yıllık 1 milyar 300 bin ton gıdânın isrâf edildiği belirtilmektedir. İsrâf edilen miktârın, dünyâ buğday üretiminin 3'te birine tekàbül ettiği, dünyâdaki ekmek isrâfının 4'te biri önlendiği takdîrde yetersiz beslenen 870 milyon insanın gıdâ ihtiyâcı karşılanabileceği, bu miktârın yaklaşık 953 milyon olan Afrika nüfûsu kadar olduğu, bâzı ülkelerde aşırı beslenmeden dolayı obez hastalar çoğalırken, bâzı ülkelerde ise bir ekmek dahî bulamayan insanların açlıktan öldüğü ifâde edilmektedir.

Öte yandan, dünyâ çapında aç insan sayısı 894.586.801, aşırı kilolu insan sayısı 1.585.498.834,  obez insan sayısı 528.499.612, bir günde açlıktan ölen insan sayısı 28.218 olarak belirtilmektedir.

Bunlar yalnızca su ve ekmek üzerinde yapılmış araştırma netîceleridir. Enerjinin her çeşidi: elektrik, katı ve sıvı yakıt, doğalgaz isrâfları, kim bilir, kaç memlekete yetecek kadardır? Bir misâl olması bakımından, bu satırların yazarı defâlarca ilgilileri uyarmaya çalıştığı halde, hiçbir müsbet sonuca ulaşamamıştır: cadde ve sokaklarda, parklarda, resmî ve özel sektörün binâlarında, reklam panolarındaki elektrik sarfiyâtı, otomatiğe bağlanmış sistemler yüzünden, güneşin batışından sâatler önce yanmakta, doğuşundan sâatler sonraya kadar devâm etmektedir.

Resmî dâirelerin araçları vızır vızır işlemekte, lüzûmlu lüzûmsuz her işe ayrı ayrı vâsıta tahsîs edilip, yalnız yakıt değil; personel, aracın parça ve bakım giderleri gibi pek çok masraf devletin cebinden hebâ olup gitmektedir.

Mânevî yönlerden yapılan isrâfları sıralamaya kalkacak olursak, yazı çapını çok aşacak ve derginin neredeyse bütününü bu konuya tahsîs etmek gerekecektir.

Kişi, âile, toplum, millet ve bütün insanoğlu Hâlık-i Kâinât’ın yaratış kànûnlarına, ilâhî emirlerine uymadıkça, bu yara kanamaya devâm edecek ve beşerin helâk olmasına sebebiyet verecektir.

İsrâfı kamçılayan daha fazla kazanma hırsı ve onun teşvîkcisi olan moda, kaynakların çılgınca harcanmasına vesîle olmaya devâm ede-dursun, insanların parmaklarını ısırarak çâresizlik içinde kıvranacakları bir gelecekten haber vermek, kâhinlik olmayacaktır.


Bu Yazı 3806 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar