Kapak
İradem Kadere Ne Kadar Uygun?
..        

Soru: Kader Allah'ın ezeli ilmiyle her şeyi takdir etmesi ve planlamasıdır. Cüz'i irade ise insanın istediğini seçme hürriyetidir. Peki, Allah her şeyi takdir etmiş ise, bizim seçme özgürlüğümüz ne işe yarar. Her şey takdir edilmiş ise, irademiz bu takdirin neresinde kalır?
Cevap: Evet Allah'ın ezeli ilmiyle hadiseleri takdir etmesi muhakkaktır. Allah istediği şeyi yaratır, yaratacağı şeyi istediği gibi planlar, planladığını istediği gibi vücuda getirir. Yarattığı ve takdir ettiği hiçbir şeyde nizamsızlık ve hikmetsizlik yoktur.

Allah diledi mi yapar, Allah istemezse hiçbir şey olmaz. Buna karşı çıkacak hiç kimse yoktur. Zaten Allah'ın birliği bunu gerektirir. Yani bütün insanlar bir şey istemiş olsa, ama Allah o şeyin olmasını istemezse, Allah'ın dediği esastır. Dolayısıyla irademizin varlığı da Ilahi iradedendir. Allah irade sahibi olmamızı istediği için, bize irade verdi. Kesinlikle Allah'ın külli iradesine ve kaderine zıt değildir. Aksine, insanın cüz'i iradesi Allah'ın iradesinin göstergesidir. Bu konuya ışık tutacak birkaç örnek vermek uygun olacaktır.

Mesela: Allah güneşi ısı, ışık ve renkleri yayabilecek ve etrafında gezegenlerini döndürecek şekilde takdir edip ona göre terbiye etmiş. Güneşe bir irade vermemiştir. Dolayısıyla Allah'ın güneşe uygun gördüğü bu rol bir planlamadır, bir takdirdir. Güneşin bu biçilen rolün dışına çıkıp, kendi kafasına göre hareket etmesi beklenemez.

Hem mesela bir ağaca Allah hangi meyveyi takdir etmiş ise, onun haricinde meyve verme gibi bir lüksü olamaz. Çünkü onun başka bir meyve verme gibi bir iradesi ve imkânı yoktur. Allah diler, o da mecburen yapar. 

Mesela arıya bal, ineğe ise süt yapma kabiliyeti takdir edilmiş iken, onlar bu takdirin dışına çıkamaz. Çünkü iradesi olmayanların Ilahi programdan dışarı çıkması mümkün değildir. Bu verilen örneklere havayı, ateşi, suyu, toprağı da eklemek mümkündür. Hiçbir varlık kendine verilen programa zıt hareket etmesi mümkün değildir.

Insanın ise bütün bu sayılan varlıklara benzeyen ve benzemeyen yönleri vardır. Şöyle ki, insanın her aza ve duyguları gibi iradesi de kader ile takdir edilmiştir. Yani insanın eli, ayağı, kafası, gözü, kalb, sır, akıl v.s azaları ve hissiyatları fevkalade bir hassasiyet ve incelikle hesap edilmiş ve yaratılmıştır. Bu yönüyle bakıldığında insanın bedenine ve ruhuna ait her şeyi sair varlıklar gibi takdir edilmiştir. Çünkü Allah bu azaları hangi gaye için takdir etmiş ise, bunun dışına çıkamazlar.

Fakat insanın diğer varlıklardan ayrı olmasını dileyen Allah, diğerlerinde takdir etmediği bir şeyi de insanlara takdir etmiştir. O da insanın kendi gideceği yolu belirleyebilme ve seçebilme özelliğidir. Işte insanı diğer varlıklardan ayıran en temel özelliği iradeye sahip olmasıdır. Bu irade ise yine Ilahi irade ile verilmiştir. Yani Allah irade sahibi olacak bir varlığı irade etmiş ve insanı yaratmıştır. Yoksa insanın yaratılmasını gerekti- recek herhangi bir özel yanı yoktur. Ama iradenin kendisine verilmesi ile insan, hem Allah'ın hem de kâinatın gözdesi ve vazgeçilmezi olmuştur.

Evet, insanın iradesi de kaderdir ve takdir edilmiştir. Allah her varlığı ve onların tüm özelliklerini takdir ettiği gibi, insanın seçme hürriyeti dahil her şeyini planlamış ve takdir etmiştir. Ama karıştırılma- ması gereken şey; insanın iradesini vermek başka o iradenin ne isteyeceğini belirlemek bambaşkadır. Allah, iradeyi vermiştir. Ama insanın iradesini, seçeceği şeylerde zorlamaz. Çünkü iradenin özelliği, zaten bunu gerektirir.

Insanın iradesi sadece fiil belirleyiciliği hususunda rol oynamakta, yaratma ve icad etme kabiliyetinden ise çok uzaktır. Bediüzzaman hazretleri insanın iradesinin mahiyeti ile ilgili şu mükemmel tespitleri yapar;

“Irade-i cüz'iye-i insaniye ve cüz-ü ihtiyari- yesi (insanın cüz'i iradesi), çendan (gerçi) zayıftır, bir emr-i itibarîdir. Fakat Cenâb-ı Hak ve Hakîm-i Mutlak, o zayıf, cüz'î iradeyi, irade-i külliyesinin taallûkuna bir şart-ı âdi yapmıştır. Yani, mânen der: “Ey abdim, ihtiyarınla hangi yolu istersen, seni o yolda götürürüm. Öyle ise mes'uliyet sana aittir.”

Teşbihte hata olmasın, sen bir iktidarsız çocuğu omuzuna alsan, onu muhayyer bırakıp “Nereyi istersen seni oraya götüreceğim” desen; o çocuk yüksek bir dağı istedi, götürdün. Çocuk üşüdü yahut düştü. Elbette “Sen istedin” diyerek itab edip, üstünde bir tokat vuracaksın. Işte, Cenâb-ı Hak, Ahkemü'l-Hâkimîn, nihayet zaafta olan abdin iradesini bir şart-ı âdi yapıp, irade-i külliyesi ona nazar eder.” (Sözler, 26. Söz, 507)      

Evet, insanın iradesi zayıftır. Fakat Allah, insanın ihtiyari fiillerini belirlemede onu vazifeli tayin etmiştir. Yani kul ister Allah yaratır. Bu nedenle insanın işlediği fiillerinde mesul ve mükelleftir.


Bu Yazı 3358 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar