İslam İç Barışı Nasıl Temin Eder?
..        

İslâm, sözde değil, gerçek anlamda barış dinidir. Barış için gerekli her türlü önlemi önceden alır. Toplumu, her çeşit didişme ve fitnelerden uzak tutar. Böylesi ateş ve zehirlerin toplum bünyesine sızacağı bir menfez bırakmaz. Sinirlerin bozulması- na, emniyet ve istikrarın sarsılmasına geçit vermez. Barışçılığı pozitif bir barışçılıktır. Kavga ve savaş sebeplerini önlemekle kalmaz, gönüllere sevgi ve istikrar tohumlarını da eker. Fert ve topluma barışın lezzetini tattırır.
İslâm, bireyleri güzel ahlak ve insanî yardımlaş- ma üzere yetiştirerek; güvenliği sarsacak, düzeni bozacak, düşmanlıkları körükleyecek, isyana sevk edecek her şeyden uzak tutarak toplumun iç bünyesinde barışı temin eder. Gerçek barış ancak böyle sağlanabilir. Savaş ve fitneler bu şekilde önlenebilir. Hakkını aldığından emin, sinir bozucu tahriklerden uzak bir insan, kolay kolay kavga ister mi? Düşmanlık peşinde koşar mı? Bu gibi olumsuzluklara yeltenenler, daha çok zulümle ezilenler, huzuru kaçırılanlardır. Stres ve tedirgin- lik, sinir bozucu, nefsi tahrik edici ortamlarda yaşamaya mahkum edilmiş kimseler, her türlü fitne ve anarşiye eğilimli hale gelirler. Hakkı elinden alınmış, aç ve ezilmişler, her fitne yangınının kıvılcımını oluştururlar.
İslâm, toplumda barışı sağlamak amacıyla bireyin iç dünyasını ıslah eder. Tamamen hayır, hikmet ve maslahat olan emir, yasak ve hükümlerinde Allah'a boyun eğmesini, elindeki imkânları başkalarıyla paylaşmasını, sevinçte de tasada da istikamet ve iyilikten ayrılmamasını; öfkeliyken de coşkuluyken de insanlara sıkıntı vermekten uzak durmasını emreder. “Müslüman, diğer Müslümanların, elinden ve dilinden selâmette olduğu kimsedir” (Buharî, İmân 3); “Komşusu, kendi şerrinden emin olmayan kimse mü'min olamaz” (Buharî, Edeb 29); “Müslüman, diğer insanların mal ve canları konusunda kendisinden emin oldukları kimsedir” (Ahmed, Müsned, II, 224) gibi hadisler oldukça önemli mesajlar taşırlar.
İslâm, iç barışın bir gereği olarak aile yuvasını da, gönüllere sığınak olacak bir sevgi, hiçbir sıkıntı ve çekişmenin bozamayacağı bir huzur ve birbiriyle tam dengeli, karşılıklı hak ve görevler temeline dayandırır. Böyle bir ailede, büyük zulmedemez, küçük serkeşlikte bulunamaz, erkek baskıcı olamaz, kadın horlanamaz, baba evladını ihmal edemez, evlat anne babaya eziyet edemez. Konuya ilişkin çok sayıdaki âyetlerden birkaçı: “Dünyada onlara (anne ve babana) iyi davran” (Kur'ân: 31/15) ; “Ey imân edenler! Kendilerinizi ve ailenizi yakıtı insanlarla taşlar olan o müthiş ateşten koruyun” (Kur'ân: 66/6); “Erkeklerin, hanımları üzerinde bulunan hakları gibi, hanımların da kocaları üzerinde meşru çerçevede hakları vardır” (Kur'ân: 2/228).
İslâm, müslümanların kardeş olduklarını belirtmiş (Kur'ân: 49/10), kardeşlik duygu ve ilişkilerini zedeleyen tüm sözlü ve fiilî davranışları yasaklamıştır. Gerek Kur'ân'da gerekse hadislerde, insanların birbirlerine karşı düş¬manca tavırlardan uzak durarak birleşip kaynaşmalarını emreden birçok hüküm vardır. Bütün ha¬dis kaynaklarında yer alan bir hadiste Hz. Peygamber, müslümanlara hitaben: “Birbirinize kin gütmeyiniz, birbirinize haset et¬meyiniz, birbirinize küsüp sırt çevirmeyi- niz. Ey Allah'ın kulları! Kardeş olunuz. Bir müslü- manın din kardeşiyle üç günden fazla dargın durması helâl değildir. Birbiriyle küskün olanların en hayırlısı, ilk olarak selâm vererek barışandır” (Buharî, Edeb 62) buyurmuştur. Bu şekilde dargın olanlardan birinin en geç üç gün sonra selâm verip konuşması gerektiği be¬lirtilerek, “Eğer diğeri selâmı alırsa barışmanın sevabını birlikte kaza- nırlar; almazsa günahı o yüklenir ve selâm veren günahtan kurtulur” (Ebu Davud, Edeb 47) demiştir. Özellikle akrabalar arasındaki dargınlık ve uzaklaş- malar Kur'ân'da (13/21, 25; 4/1) ve hadislerde şiddetle yasaklanmıştır. Hz. Peygamber, akrabalar arasındaki kopukluğu büyük günahlardan saymış; birçok hadislerinde akraba ilişkilerinin sürdürül- mesini en önemli ahlâkî vecibeler arasında göstermiştir.
İslâm, öncelikle, her türlü kavga ve kötülüğün başı olan cehalete savaş açar. Toplumun her ferdine, yeteneklerini geliştirmeye yönelik, kendisini yanlıştan koruyacak ilim öğrenmeyi farz kılar (İbn Mâce, Mukaddime 17). Müslümanların, namus ve iffetlerini koruyarak haya ve edep ile bezenmelerini ister. Birbirlerinin ırz ve namuslarına göz dikmeleri ni şiddetle yasaklar (Kur'ân: 24/30-31). Onları, mülkün temeli olan adalet üzere yetiştirir.
İslâm'da herkesin şeref ve saygınlığı güvence altındadır. Herkesin insanca yaşama, çalışıp kazanma, giyim kuşam, yeyip içme, ev bark sahibi olma hakkı vardır. Herkes kanun karşısında tarağın dişleri gibi eşittir. Varsa bir üstünlük, sadece sevap ve uhrevi açıdan olup dünyada hiçbir ayrıcalık doğurmaz: “Allah'ın dokunulmaz kıldığı cana haksız yere kıymayın” (Kur'ân: 17/33); “En üstün kazanç, kişinin kendi elinin emeğiyle elde ettiği kazançtır” (Buhari, Buyu' 15); “Akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver” (Kur'ân: 17/26); “Haberi olduğu halde, yanıbaşındaki komşusu aç iken kendisi tok yatan bizden değildir” (Buhârî, Edebü'l-Müfred, I, 201); “Kimin hizmet ve himayesinde bir din kardeşi bulunursa, ona yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin” (Buhari, Edeb 44); “İnsanlar tarağın dişleri gibi eşittirler. Hiçbir Arabın Arap olmayana; beyazın siyaha üstünlüğü yoktur” (Keşfu'l Hafâ, II, 326).
İnsanlar arasında kine, nefrete, düşmanlığa götüren her şey haram kılınmıştır. Çekiştirme, dedikodu, kusur araştırma, alay etme, kötü zan vs. bunlardan sadece birkaçıdır: “Ey imân edenler! Sizden hiçbir topluluk bir başka toplulukla alay etmesin. Ne malum? Belki alay edilenler edenlerden daha hayırlıdır. Birbirinizi karalama- yın. Birbirinize kötü lakaplar takmayın. Ey imân edenler! Zandan çok sakının. Çünkü zanların bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli hallerini araştırmayın. Kiminiz kiminizi çekiştirmesin. Hiç sizden biriniz ölmüş kardeşinizin cesedini dişlemekten hoşlanır mı? Bakın bundan hemen tiksindiniz. Öyleyse Allah'ın azabından korkun da bu çirkin işten kendinizi koruyun” (Kur'ân: 49/11-12).
İslâm, kendi toplumu için hizmetçi, yönlendiri- ci ve koruyup gözetici bir yönetim öngörür. Yönetim, şûra ile, yani halkın iradesiyle hareket etmek; onun her açıdan hayır ve maslahatı yönünde kararlar alıp icraatta bulunmakla yükümlüdür: “Devlet işleri kendi aralarında istişare iledir” (Kur'ân: 42/38); “Devlet işlerinde onlarla istişare et” (Kur'ân: 3/159); “Devlet başkanı da çobandır, o da güttüklerinden sorumludur” (Buhari, Nikâh 90).
İslâm, sosyal huzur ve barış için gerekli her türlü ortamı hazırladığı gibi, bunun aksaması durumunda derhal yeniden rayına oturtulmasını da ister. Öylesi durumlarda öncelikle taraflara derhal sulh yolunu tutmalarını emreder. Yanaşma- dıklarında veya başaramadıklarında en yakınların- dan başlayarak diğer Müslümanların yapıcı yönde duruma müdahale etmelerini ister. Bunu onların en önemli dinî ve ahlakî görevleri arasında sayar.
Meselâ, Kur'ân, karı-koca arasındaki geçimsiz- liklerin önlenme¬si konusuna değinirken, genel ilke olarak “en hayırlı” yolun “sulh=barışmak” olduğunu belirtir (4/128). Kur'ân'da ve hadislerde birbirine dargın olan kişi ve grupları barıştırmaya “ıslâhu zâti'l-beyn” veya kısaca “ıslâhu'l-beyn” denil¬miştir. Kur'ân'da, “Siz gerçek mü'minler iseniz Allah'a karşı gelmekten sakının, birbirinizle aranızı düzeltin, Allah'a ve Resûlüne itaat edin” (8/1); “Müminler birbirinin kardeşidir, şu halde kardeşle¬rinizi barıştırın” (49/10); “Mü'minlerden iki grup birbiriyle çatışırsa aralarını düzeltin” (49/9) âyetleri yer alır.
Kur'ân'da ve hadislerde daima övgüyle söz edilen “amel-i salih”, kişiye ve topluma yararlı olan, barış ve huzuru sağlamaya yönelik işler demektir. Namaz, oruç, zekat ve hac başta olmak üzere ne kadar ibadet varsa hepsinin, toplumun huzur ve kardeşliğine yönelik pek çok hikmeti bulunmakta- tadır.

(İslam'da barış konusunda geniş bilgi için bakınız: Doç. Dr. Abdulaziz Hatip, “İslam Şiddete Ne Der?”, Sebat Yayınları, İstanbul 2006).


Bu Yazı 2519 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar