İslam'ı Anlamada ve İçtihatta Sahabelere Yetişilemez
17.07.2013        

İSLAM'I ANLAMADA VE İÇTİHATTA SAHABELERE YETİŞİLEMEZ

                                   Prof. Dr. Murat Sarıcık

 

 

İctihatta, hüküm istinbatında sahabelere yetişilemez. Kur’anı anlamakta, Allahın razı olacağı şeyleri ondan istinbat etmekte sahabeler en yüksek mertebededirler. Bu konuyu bir iki yönden ele alabiliriz:

1) Asr-ı Saadette ilahi bir inkılâp gerçekleşmişti. Daha önce ifade ettiğimiz gibi, o zaman çarşısında en kıymetli şey, Allah’ın marziyatını, Kur’an hükümlerini anlamaktı. Bundan dolayı bütün zihinler, kalpler, kabiliyetler bu yöne çevrilmişti. Herkesin en önem verdiği şey, “Allah’ın bizden istediği nedir, rızası nasıl kazanılabilir?” düşüncesiydi.

Bu açıdan, konuşmalar, sohbetler, haller bu mana etrafında dolaşıyordu. Herkes her şeyi bu acıdan ele alıyor, her konuşma, hikâye, meclis tartışma, diyalog hep aynı hedefe yöneliyordu. Böylece sahabelerin, İki Cihan Güneşi yıldızlarının kalpleri, sürekli İslam’dan feyz alıyor, akıllar her an İslam’ı öğreniyor, istidatlar onlar farkında olmadan inkişaf ediyor, kemale gidiyordu.[i]

Fikirleri bu atmosferde ışıklanan, içtihat ve istinbât-ı ahkâmda istidatları olgunlaşan[ii] sahabeler, az zamanda büyük ilerlemeler kaydediyorlardı. Onların bir günde, bir haftada, bir ayda kazandığı İslamî anlayış, içtihat ve hüküm istinbatındaki mertebeyi, aynı zekâda ve istidatta bir adamın zamanımızda on yılda, yüz senede kazanacağı söylenemez.

Çünkü bu zamanda içtimai hayatta idealler değişmiş, insanlar istidat kabiliyet ve zekâlarını daha ziyade başka şeylere harcamaya başlamışlar, konuşmalar, muhavereler, oturumlar, diyaloglar, hikâyeler, filimler başka merkezleri hedef almıştır.

2) O zaman asıl olan ebedî saadet ve Allah rızası idi. Şimdi asıl olan dünya saadetidir. Dünya hayatının nasıl ve ne şekilde kazanılacağıdır. Bu sebepten insanlar bütün istidatları ile bütün insanî ve insan dışı sermayeleri ve fikirleriyle bu hayatın en ince ayrıntılarına kadar mükemmel olmasını istiyorlar, evlerinde, bineklerinde, hayatlarında, mesleklerinde en ileri seviyeyi tutturmak, en mükemmeli bulmak için çabalıyorlar ve buna çoğu zaman da muvaffak oluyorlar. Şimdi hayat ve insan dünyevîleşmiştir. Bütün siyasi, ekonomik, felsefi merkezli konuşmaları, haberleri, spor vs. gibi hususları bu meyanda zikredebiliriz.

Şu halde şimdi insanlığın nazarı ahiret ve Allah rızasından başka hususlara çevrilmiştir. O ilahi inkılâbın büyük değişimin sürükleyiciliği, sahabe devrindeki gibi insanlara hâkim değildir. Tevekkülsüzlük, geçim derdi, ekonomik problemler, birinci derecededir. Bunlar ruhları sersemleştirmiştir. Materyalizm (madiyyûnluk) ve tabiatçılık; selim akılları maneviyatta körleştirmiştir. Artık akıllar her şeyi maddede arar hale gelmişlerdir. Bu sebepten, ruhsuz fen ve dinsiz felsefeyle meşgul oldukları nispette akılların maneviyatta körlükleri artmıştır. Burada dinle barışık felsefenin müsbet tesirini de analım.

Bu tür sosyal çevre ve atmosfer, şahısların akıl ve istidatlarına ictihat ve istinbat-ı ahkâm noktasında kuvvet vermez. Akılları o noktada tam aksine köreltir, istidatları farklı ve başka sahalara iter, insanları daha çok fenlere, teknolojiye, ekonomi ve siyasete hatta günahlara yöneltir.[iii] Hâlbuki insanlar en çok konuştukları, tartıştıkları, dinledikleri, uğraştıkları, okudukları, tecrübe edindikleri şeylerde yetişirler.

3) Ayrıca şu da var ki, medeniyet ilerledikçe ihtiyaçlar artmaktadır. Beş yüz sene önce, yaşamak için beş temel şeye muhtaç olan bir insan şu an hayat için belki yüz şeye muhtaçtır. Daha elli, yüz yıl önce hayatta ihtiyaç gibi görülmeyen şeyler şimdi ihtiyaç olmuştur. İhtiyaçların çoğalması, görenekle herkesin medeniyetin sunduğu şeylere sahip olmak istemesi, hayatı bir yandan kolaylaştırırken bir yandan da zorlaştırmaktadır.

İnsanlar dünyevi ihtiyaçlar için “daha çok çalışmak, daha çok kazanmak, daha çok kafa yormak” zorundadırlar. Arzular, hobiler ve korkular bu noktadan da farklılaşmıştır. Genel atmosfer onları böyle olmaya zorlamaktadır. Hâlbuki teknoloji her gün üretmekte, her gün yenilikler sunmaktadır. Böylece ihtiyaçların sonu gelmemekte, “insanlar enerjilerini ve zihni sermayelerini” sürekli dünyaya kanalize etmekte, dünyevileşmekte, bütün verimlilik ve imkânlarını dünya hesabına kullanmaktadırlar. Böyle olunca, uhrevî meselelere vakit ayırmak, Kur’anı ve sünneti “hayatın biricik gayesi” görebilmek, “pratikte” mümkün olmamaktadır. Çünkü akılları, hisleri, zihinleri, kabiliyetimizi vereceğimiz alanlar bizi sımsıkı kuşatmış ve çoğalmıştır.

Şimdi dine, içtihada, Ahkâm-ı Kur’anı anlamaya ayırdığımız sermayemiz, sahabe çağı insanından pek azdır. Bu sebepten: “Ben de insanım, benim de aklım var, ben de zekiyim. Niçin ben de ictihadda, istinbât-ı ahkâmda. Kur’anı ve sünneti anlamada sahabelere yetişemiyorum?” denilemez. Çünkü onların bütün zihni sermayelerini - “Rabbimizin bizden istediği nedir?” merkezli dünyalarında - kullanarak da bu hususta az zamanda kazandığı rütbeye, belki yüz yılda ulaşamayız. Kış mevsiminin bir yıllık güneşi, bahar ve yazın az zamanda verdiği faydayı gösteremez.

KAYNAKLAR

Aliyyü’l- Kâri, Şerhu Fıkhi’l- Ekber, Beyrut 1995.

Buhari, Muhammed b. İsmail, Sahihu’l- Buhari, I- VIII, İstanbul 1257.

Ebussuud Efendi, İrşâdu’l- Akl-i Selim, I- IV, Dâru’l- Fikr ty.

Feyruzabadi, Muhammed b. Yakub, el- Kâmûsu’l- Muhît,  Beyrut 1996.

İbnü Mâce, Muhammed b. Yezid, Sunen, I- II, İstanbul ty.

İbnü Kesir, İsmail b. Kesir, Tefsîru’l- Kur’ani’l- ‘Azim, I- IV, İstanbul 1986.

Mansur Ali Nasif, et- Tâcu’l- Câmi‘u li’l- Usûl, I- V, İstanbul 1961.

Mustafa Muhammed Umare, Cevahiru’l- Buhari, terc., Ali Hasanoğlu, İstanbul 1988.

Nesei, Sinan b. Dînâr, Sunenu’n- Neseî, I- VIII, şerh, Celalüddin es- Suyûtî; haşiye, İmam es- Sindi, terc., heyet, İstanbu 1981.

Nevevi, Yahya b. Şeref, Riyâzu’s- Salihîn, terc., Mehmed Emre, İstanbul 1974.

Sâbûni, Muhammed Ali, Saffetü’t- Tefâsir, I- III, Beyrut 1981.

Taftazani, Mesud b. Ömer, Şerhu’l -Akaid, Haz., Süleyman Uludağ, İstanbul 1980.

Zebidi, Muhammed b. Muhammed, İthâfu’s- Saâde, I- VIII, Mısır 1306.



[i]Şerhu fıkhı’l- Ekber, s. 206; et-Tâc, V, 82; ayrıca Sahabelerin irade ve ibtiğâşekli ile Allah’ın rızasını istemeleri konusuna bakınız. İthafu’s-Saâde, I, 227.

[ii]Muttakiler Rasulullah’ın ashabıdır. Bkz. Sunenu İbn-i Mâce, II, 1308; Riyazu’s-Salihin, s. 141; İthâfu’s-Saâde, I, 223; Tefsîru’l-Kurâni’l-Azim, II, 305, II, 330; Allah Rızasını kazanmak için sahabenin neler düşündüğü. Onların nübüvvet baharında gelişi içinbkz. Cevahiru’l-Buhari, s. 150, Savm, 51; Heyet,  Mec. Tefâsir, III, 482; Ayrıca bkz. Saffetu’t-Tefâsîr, II, 79; İrşâdu’l-Akl-i Selim, III, 157.

[iii]Rasulullah’ın İslam ümmetini ilgilendiren karışıkların olmaması ile ilgili isteği kabul edilmiyor. Bkz. Sunenu İbn-i Mâce, II, 302, 304. Karanlık gecenin insanı etkilediği gibi, öyle karanlık gece gibi fitneler olacak. Bkz. Age., 1I, 1310. 1324. Refah artınca, çok kazanma olunca, hased, münafese buğz, katl başlıyacak); 1325 (kimi kadınların topluma menfi etkisi bkz. Age., II,  1317. İnsanlar, toplum insanı İslam’a değil cehenneme çağıracak. bkz. Age., II,  1319. İslam toplumdan uzaklaşacak, Müslümanlar da İslam’dan. Böylece İslam garip olacak. bkz. Sahihu’l-Buhari, VIII, 93; İnsanların din bakımından döküntüleri, aklı fikri başka şeylerde olanları görülecek.  Bkz.  Sunenu İbn-i Mâce, I, 97. Ümmetin sonu öncesini beğenmeyecek, onlara lanet edecek. Bkz. Sunenu’n-Neseî, VII, 164- 165.


Bu Yazı 3533 Defa Okunmuştur.

Yazıya Ait Fotoğraflar

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar