İsmiyle Müsemma Bir Bilim Adamı: Mümtaz Turhan
06.01.2016        

İSMİYLE MÜSEMMA BİR BİLİM ADAMI: MÜMTAZ TURHAN

 

M. NİHAT MALKOÇ

 

Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük sosyal bilimcilerden biri olan Mümtaz Turhan, 1908 senesinde Erzurum’un Horasan ilçesinde dünyaya gelmiştir. Yoksul bir köylü ailesinin çocuğu olan Turhan, 1916’da Ruslar Erzurum’u işgal edince, ailesiyle birlikte Kayseri’ye göç etmek mecburiyetinde kalmıştır. İlk ve ortaokulu Kayseri’de okumuş, liseye Bursa’da başlamış, ortaöğrenimini Ankara’da bitirmiştir. Liseyi bitirdikten sonra  İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne girmiştir. 1928’de Almanya’ya giderek Berlin ve Frankfurt Üniversiteleri’nde yükseköğrenim yapmıştır. Alanında gösterdiği başarıdan dolayı Gestalt Psikolojisinin kurucusu Alman Max Werthemier onu doktora öğrenciliğine kabul etmiştir. 1935 yılında Frankfurt Üniversitesi’nde “Psikoloji Doktoru” unvanını almıştır.

Çağının önünde yürüyen Mümtaz Turhan, 1936’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tecrübî(Deneysel) Psikoloji Çalışmaları kürsüsünde asistan olmuştur. 1939’da “Yüz İfadelerinin Tefsiri Hakkında Tecrübî Bir Tetkik” adlı teziyle doçent olan Turhan, 1944’te Cambridge Üniversitesi’nde yaptığı bir araştırmayla ikinci doktorasını da almıştır. Burada sosyal psikoloji alanının dünyadaki en büyük otoritelerinden biri olan Frederic Bartlett’le çalışma imkânı bulmuştur. “Kültür Değişmeleri” adlı değerli kitabını onun yanında kaleme almıştır. O, Türkiye’de sosyal psikoloji ve sosyal antropolojinin de temellerini atmıştır.

Bizde Ziya Gökalp çizgisinin devamı olan Turhan, hayatını ilme ve okumaya adamıştı. 1950’de profesörlüğe atanan Turhan, daha sonra Tecrübî Psikoloji Kürsüsü Başkanlığı ve Tecrübî Psikoloji Enstitüsü Müdürlüğü görevlerinde bulunmuştu. Meslektaşı Mevhibe Hanım’la evlenmişti. Mümtaz Turhan, ülkemizde deneysel psikolojinin kurucusuydu. Yine o, sosyal psikolojinin bu topraklardaki ilk uygulayıcısıydı. Milliyetçi ve muhafazakâr bir kişiliğe sahip olmasına rağmen modernleşme ve gerçek anlamda Batılılaşmaya o da taraftı.  Turhan, 1969 yılında karaciğer kanserinden vefat etmiştir. Merhum, Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedilmiştir. Kendisini ölümünün 46. yılında rahmet ve minnetle anıyoruz. Ruhu şâd olsun.

Bütün birikimini talebelerine aktaran Mümtaz Turhan, Erol Güngör gibi kıymetli hocaların hocasıdır.  Turhan, İstanbul Üniversitesi Tecrübî (Deneysel) Psikoloji Kürsüsü’nde pek çok talebe ve ilim adamı  yetiştirmiştir. O, zihnini daima bilimle beslemiştir. Kültür hayatımıza çok şey katmıştır. Bilim dışındaki sözlere hiçbir zaman itibar etmemiştir. Yaşadığı sürece birbirinden kıymetli kitaplar yazarak Türk ve dünya kültür hayatına hediye etmiştir. Bunlar arasında şu eserleri sayabiliriz: “Yüz İfadelerinin Tefsiri Hakkında Tecrübî Bir Tetkik (1941), Kültür Değişmeleri- Sosyal Psikoloji Bakımından Bir Tetkik (1951), Maarifimizin Ana Davaları ve Hal Çareleri (1954), Garplılaşmanın Neresindeyiz? (1958), Toprak Reformu ve Köy Kalkınması (1964), Atatürk İlkeleri ve Kalkınma (1965), Üniversite Problemi (1967)”

Mümtaz Turhan E. Kretchmer’den Beden Yapısı ve Karakter (İstanbul 1942), W. Peters’ten Ergenlik ve Delikanlılık Çağı (İstanbul 1944), D. Krech ve R. S. Crutchfield’den Cemiyet İçinde Fert (I-II, İstanbul 1970) adıyla tercümeler yapmıştır. Psychologische Forschung, Psychologische Beitraege, Tecrübî Psikoloji Çalışmaları, Sosyoloji Dergisi gibi yayınlarda deneysel psikoloji, sosyal psikoloji ve kültür değişmelerine yönelik önemli makaleler yayımlamıştır. Bir zamanlar Tarık Buğra ile birlikte çıkardığı “Yol” dergisinde yazılar yazmıştır. Aynı zamanda Millet, Kültür Haftası, Bilgi, İstanbul, Sebîlürreşâd ve Türk Yurdu dergilerinde, başta eğitim olmak üzere, sosyal hayat, fikir, sanat, kültür ve medeniyetle ilgili birbirinden kıymetli yazılar yazmış, birçok konuda fikir beyan etmiştir. 

Kültür hayatımızın köşe taşlarından biridir merhum Mümtaz Turhan. O sadece bir psikolog, sosyal psikolog değil, donanımlı bir münevverdi aynı zamanda. Doğu ve Batı kültürünü çok iyi bilen ve bunlar üzerine isabetli analiz ve sentezlerde bulunan, evrensel düzeyde kabul görmüş bir sosyal bilimciydi. Türk toplumunun tarihî, sosyal ve kültürel yapısını en iyi tahlil eden bir bilim insanıydı. Onun Batılılaşma, kalkınma, millet, millî kültür ve demokrasi konularındaki özgün fikirleri, şahsî duygularından değil, bilimsel temelden güç alıyordu. Çünkü evrensel düşünceli aydınlar duygularıyla hareket etmez, her şeye nesnel açılardan bakarlardı. O da yazdığı kıymetli eserlerinde hep bu mantıktan hareket etmiştir.

Mümtaz Turhan deyip de geçmemek lâzım. O; şanlı tarihimizi, sosyal ve kültürel yapımızı doğru anlayan ve isabetli çözüm yolları üreten az sayıdaki aydın insandan biridir. Merhum Turhan hem bilim hem de fikir adamıydı. Millî meselelerde mutlaka bir kanaati mevcuttu. Fakat o, görüşlerinde her ne olursa olsun, bilimden,  haktan ve hakikatten yanaydı. Bu yüzden içi boş sloganlardan, nefret dolu ideolojilerden ve ideologlardan uzak durdu. O, fikrî saplantı içinde olan ideoloji sahiplerini bakın nasıl nitelendirmiştir:  “Onlar, inandıklarını hakikat, kırık dökük ve irtibatsız müşahedelerini de, realite sanmaktadır. Onlarda ne ilim adamının müsamahası ne de hakikat karşısında teslim olmaya hazır olma uysallığı vardır.”

Merhum Mümtaz Turhan yerli ve yabancı bilim çevrelerinde çok iyi tanınmış ve sevilmiş bir simadır. Onu çok iyi tanıyan ve anlayan bilim insanlarından biri ve de kendisi gibi bir Türk milliyetçisi olan Prof. Dr. Yılmaz Özakpınar “Mümtaz Turhan” adlı biyografik eserinde onu şöyle anlatır: “Gerçekten Turhan, Avrupa'nın modern salon hayatından, geniş caddelerinden, yeşil alanlarından, ışıltılı çarşılarından, müzelerinden, görkemli binalarından, düzgün işleyen sosyal ilişkilerinden ve etkin kamu işlemlerinden söz etmeden, Avrupa’yı, ‘bilim zihniyeti’ ve ‘bilim araştırmaları’ kavramlarıyla özdeş gördü. Turhan, Türk düşünce hayatının ve ülke yönetiminin dikkatini bu noktaya açıkça ve ısrarla çekmeye çalışan ve bu çabasının bilimsel temellerini açıklayan ilk düşünce adamıdır. Turhan’a göre, yüzeysel bakanların Avrupa’da hayran olduğu her şey, bilim zihniyetinin ve bilimsel araştırmalarının etkisiyle olmuştur. Görüntüler birer sonuçtur; o sonuçları doğuran kaynağı görmek gerekir.”

Cumhuriyetin ilk yıllarında Avrupa’ya tahsil için gönderilen seçkin talebelerden biri olan merhum Mümtaz Turhan, Batıyı ve onun değerlerini yerinde görüp hiçbir yoruma gerek kalmayacak şekilde ilk elden tanımıştır. O, Batının yaşama biçimini değil, ilmini ve tekniğini almamız gerektiğini her ortamda adeta haykırmıştır. O, teknolojiyi geliştirmek için bilime, bilimi üretmek için de bilim zihniyetine ihtiyaç olduğunu daima ve kararlılıkla söylerdi. Bunun gerçekleşmesi için de özgürlük ve hukukun gerekli olduğunu ilâve ederdi.  Çünkü bu kavramların olmadığı yerde, bilimin olmazsa olmazı olan, özgür düşünce yeşermezdi.

Batıyla Doğu arasında sıkışıp kalan Türk düşünce hayatına çağdaş ve ilmî açılımlar getiren Mümtaz Turhan, başarısızlıkların ana nedenini Garp medeniyetini hakkıyla ve lâyıkıyla anlayamayışımızda görürdü. Bazı zır cahillerin, ilerleyemeyişimizi anlamsız sebeplerde aramalarına öfkelenerek şöyle derdi: “Türk münevverleri artık memleket gerçeklerini kabul edip ona göre tedbir almakla mükellef olduklarını unutmamalıdırlar. Bu zarurete uymadıkça, Türk gerçeklerini inkâr edip onun dışında tedbirler aradıkça bu memleketin hiçbir meselesinin halledilmeyeceğini bilmelidirler. Bu prensiplerin dışında alınacak tedbirlerin, ancak zarar vereceğini son otuz senelik tecrübeler bile göstermeye kâfidir./Kızıl kundakçı ile ona kanan gafil bir avuç münevverin, biz Müslüman kaldıkça Avrupalıların husumetinin üzerimizden eksik olamayacağı, dinin terakkiye mani olduğu, hurafelerle dolu bulunduğu, dine bağlılığın veya dinî terbiyenin aramızdaki mezhep farkları dolayısıyla zarar vereceği şeklindeki iddiaları, birer safsatadan ibarettir.”

Doğunun değerleriyle Batının değerlerini bir ilim adamı ciddiyetiyle ele alan ve yorumlayan Mümtaz Turhan, ismiyle müsemma bir insandı. Zira o, Türkiye’nin kendisinden çok şey öğrendiği adı gibi “mümtaz(seçkin)” bir ilim adamıydı.  O, kendisini fildişi kulelere kapatmaz, cemiyetin içine karışarak toplumsal gözlemler yapar, meselelerimize hal çareleri arardı. Turhan, sadece üniversiteyle sınırlı bir akademisyen olarak değil, bir aydın olarak da ülkesine hizmet etti. Milliyetçi ve muhafazakâr kimliğiyle tanınan Turhan, slogan milliyetçiliğinden hep uzak durdu. Sözde değil, özde milliyetçi olmayı yeğledi. Ona göre milliyetçilik mensup olduğu milleti sevmekle başlardı. Fakat sevmek, milliyetçilik için tek başına yetmezdi. Devamında kişinin kendini ve milletini yükseltmek için çalışması gerekirdi.

Mümtaz Turhan’ın en çok ses getiren kitaplarının başında Garplılaşmanın Neresindeyiz?” adlı değerli eseri gelir. Turhan, bu kıymetli eserinde ülkemizin 150 yıllık Batılılaşma macerasını masaya yatırmıştır. O, geniş halk kitleleri arasında ses getiren bu kıymetli eserinde Cumhuriyet modernleşmesini enine boyuna sorgular. Bize uymayan dar bir elbisenin bedenimize zorla giydirilmesinin sancılarını yaşadığımıza inanır. Zorla kültür değiştirmenin olumsuzluklarından bahseder. Bizi biz yapan değerlerin rafa kaldırılmasını ve göz ardı edilmesini, gelinen çarpık noktanın asıl sorumlusu olarak görür. İçselleştirilmemiş(tepeden inme) değişimin olumsuzluklarından dem vurur. Özellikle gençler tarafından mutlaka okunması gereken söz konusu kitap, Türkiye’nin sancılı Batılılaşma macerasını tahlil etmektedir. Sorunları tespit etmekle kalmayıp çözümler de sunmaktadır.

Ülkemizin sosyal bilimler sahasındaki yüz aklarından biri olan Mümtaz Turhan’ın bir diğer mühim çalışması da Frederic Bartlett’in refakatinde kaleme aldığı “Kültür Değişmeleri” adlı kitabıdır. Sahasında parmakla gösterilecek kadar biricik olan bu eser Türkiye’de yayımlandığında sosyal bilim çevrelerinde çok büyük yankılar uyandırmıştır. Büyük oranda gözlemlere dayanan ve 1718-1923 yılları arasında geçen dönemi enine boyuna inceleyen bu kitapta isabetli tahliller mevcuttur. Merhum Turhan, bu kıymetli eserinde kültür değişmelerini, “serbest kültür değişmeleri” ve “zorunlu kültür değişmeleri” diye iki başlık altında incelemiştir. Söz konusu kitapta Lâle Devri’nin başlangıcından III. Selim’e kadar geçen süre (1718-1789) serbest kültür değişmeleri dönemi, III. Selim zamanı (1789-1807) serbest ve mecburî kültür değişmeleri arasındaki geçiş dönemi, II. Mahmut’tan cumhuriyetin ilânına kadar geçen süre de (1808-1923) mecburî kültür değişmeleri dönemi olarak nitelenir. 

Mümtaz Turhan, üniversite kadrolarının Batıda eğitim görmüş aydın kişilerden oluşmasından yanaydı.  Zira iyi bir maarifçi olan Turhan’a göre kalkınmanın anahtarı eğitimdi. Bu hususta söylemiş olduğu şu söz bu gerçeğin ifadesidir:  “Binaenaleyh kalkınma veya garplılaşma ile ifade edeceğimiz bu umumî, bütün cemiyete şâmil içtimâi vetirenin gerçekleşmesinin tek çaresi garptan, ilimle, ona dayanan tekniği almaktır. Bunun için de bol sayıda birinci sınıf ilim ve teknik adamları yetiştirmek, hakiki ilim müesseseleriyle araştırma enstitüleri kurmak mecburiyetindeyiz. Hakikatte Japonya, Rusya gibi sonradan garp medeniyetine intisap eden memleketlerin muvaffak olmalarının sırrı da budur. Bizim bu münasebetle yanıldığımız noktalardan biri de, ilmi mekteplerde, hatta üniversitede okutulan şeylerle, edinilen malumatla bir tutmak veya sadece ilk tahsille garp medeniyetine intisap edebileceğimizi zannetmektir. Bunlar ancak ilmin başlangıcı ve ona giden yollardır. Hedefe yetişmedikçe bu yolun herhangi bir merhalesinde bulunmuş olmanın bir kıymeti yoktur.”

Mümtaz Hoca bir dilci olmamasına rağmen dil hassasiyeti üst düzeydeydi. Çünkü o biliyordu ki milleti birbirine bağlayan unsurların başında dil gelir. Dil bağı koparılırsa, fertleri birbirine bağlayan güçlü bir bağ kalmamış olur. Onun için uydurma dil peşinde koşanlara karşı durmuş, konuya ilmî perspektiften bakarak muhataplarını ikna etmeye çalışmıştır.

Sınırları şehit kanlarıyla çizilen vatanını canından aziz bilen Mümtaz Turhan’a göre bilimsiz vatanseverliğin bir anlamı yoktur. Bilim gerçek bir kılavuzdur; o her şeyin önünde yürür. Yine ona göre iki toplum, iki kültür karşılaşınca, birinin mutlaka yok olması gerekmez. Farklı kültürler birbirlerinin içinde kaybolmadan varlıklarını devam ettirebilirler. Turhan’a göre Türkiye Batılılaşamamıştır, Batılılara benzer bir hayatı körü körüne taklit etmiştir.

Büyük bir Türk milliyetçisi olarak temayüz eden Mümtaz Turhan, mensubu olduğu milletinin dertleriyle dertlenen; sözde değil, özde bir münevverdi. O, Ziya Gökalp’in milliyetçiliğe dair düşüncelerinden derinden etkilenmiş, onun çizgisini devam ettirmiştir. O, Millet dergisinin Ocak 1943 sayısında çıkan “Niçin Milliyetçiyiz?” başlıklı yazısında şöyle der: “Bizim milliyetçiliğimiz mensup olduğumuz millete bağlılığı ve sevgiyi ifade eder.”

“Vefa” kavramı bizde bozadan ve bir semtten öte anlam ifade eder. Kim ne derse desin, bizim milletimiz yine de vefalıdır. Zira milletimiz İstanbul’un Bahçelievler semtindeki Sosyal Bilimler Lisesi’ne “Mümtaz Turhan” adını vererek bir vefa örneği göstermiştir.


Bu Yazı 1581 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar