Kapak
İstanbul’daki Hacerü’l Esved
..        
İstanbul ülkemizin en büyük şehri. Dünya liginde de yine en önde gelen şehirlerarasında yer edinmiş bir şehir. İstanbul'a her ne açıdan yaklaşırsanız yaklaşın, isminin başına “En” veya “Büyük” nitelemeleri kullanmadığınız cümle çok az olacaktır. Bu sıralanan cümlelerden bazıları olumlu, bazıları olumsuzdur.

Bir örnek verelim.
İstanbul'u bizzat içinde yaşayan nüfusun acaba kaçta kaçı yeterince tanıyor?
Bu mega kentin sakinlerinden kaç tanesi bir İngiliz, bir Fransız, bir Rus, bir Alman, bir Holandalı kadar tanıyor, geziyor ve tarihî mekanlarını ziyaret etmiş durumda? İstanbullular İstanbul'a Fransız, ama Fransızlar İstanbul'u belki bizden daha fazla tanıyor, merak ediyor. Evet, çoğumuz İstanbul cahiliyiz. Cehaletimiz de katmerli.

Nice camilerimiz, nice han, hamam, külliye eserleri yanı başından belki defalarca geçip giden biz sakinlerine mahzun ve kırgın bir şekilde bakıyor. Ah bir dile gelselerdi, kim bilir neler söyler, neler anlatırlardı. Mesela Sultan Ahmed Camii. Çevresindeki tarihî eserlerle birlikte avlusuna kadar gelen, hattâ içine girip yabancı turistler gibi meraklı gözlerle seyreden, fotoğraf çeken veya çektiren kaç insanımız bu dev eser hakkında bilgi sahibi? Merak edip soran, araştıran kaç kişi var?

Şimdi bu sorulara bir yenisini ekleyelim. Yabancı turistlerin hayranlıkla takip ettiği Sultan Ahmed Camii'nin yakınındaki bir camide “Hacerü'l-Esved” parçalarının bulunduğunu söylesek, şaşırır mıydınız? Çok azımız şaşırmayanlardan olurdu her halde.

O Hacerü'l-Esved ki, geldiği yer Cennet'tir.(1) O Hace- rü'l-Esved ki, Hz. İbrahim'in, Hz. İsmail'in ve bütün alem- lerin sultanı Resûlüllah Efendimizin mübarek dudakla- rıyla öptüğü, el sürdüğü mukaddes bir taştır. O Hacerü'l-Esved ki, 14 asır boyunca nice mü'min kullar, nice evliya ve asfiya Allah Resulü'nün sünnetini takip ederek onu selamladı, öptü, kokladı.

İşte o Hacerü'l-Esved'in parçalarından dördü, Kadırga semtindeki bir camide, 1571 senesinde Osmanlı Sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa'nın eşi İsmihan Sultan'ın (Sultan II. Selim'in kızı) adına inşâ ettirdiği Sokullu Mehmet Paşa Camii'nde bulunmakta.

Evet, yanlış okumadınız, Hacerü'l-Esved'in dört parçası İstanbulumuzda ve Mimar Sinan'ın ustalık döneminde inşâ ettiği en güzel eserleri arasında gösterilen bir camimizde. Camiin inşaatı sırasında, Hacerü'l-Esved'in bakımı ve mahfazasının yenilenmesi sırasında kırılan küçük parçaları İstanbul'a getirilmiş ve dört ayrı yerine yerleştirilmiş.
Yerlerini merak edenlere hemen aktaralım:

1)Giriş mahfilinin altında, dikdörtgen şeklinde ve 2x3 cm boyutunda.
2)Mihraptaki Kur'ân âyetinin hemen altında, 3x1,5 cm ebadında.
3)Minber kapısı üzerinde, 1,5 cm2'lik kare şeklinde.
4)Minber külâhının altında, 1,5 cm2 ebadında.

DİĞER PARÇA KANUNÎ'NİN TÜRBESİNDE
Hacerü'l-Esved'in diğer bir parçası Süleymaniye Camii'ndeki Kanunî Sultan Süleyman'ın türbesinin giriş kapısının üstündeki saçağın altında bulunuyor.
Mimar Sinan'ın yaptığı Süleymaniye Külliyesi içerisinde yer alan sekiz köşeli Kanunî Türbesi'nin giriş kapısının üzerindeki saçağın altında yer alan Hacer'ül-Esved parçası diğerlerine oranla daha büyük ve 5 cm'lik bir uzunluğa sahip.

HACERÜ'L-ESVED'İN TARİHİ
Hz. İbrahim (a.s.) ve oğlu İsmail (a.s.) tarafından inşâ edilen ve yeryüzünün ilk mâbedi olan Kâbe'nin tarihiyle Hacerü'l-Esved'in tarihi paralellik arzeder.
Bakara Suresi 127-129. âyet-i kerimelerde şöyle buyrulur:

“Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah- 'ın temellerini yükseltiyor (şöyle diyorlardı:) Ey Rabbi- miz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin.
“Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tevbemizi kabul et; zira, tevbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin.

“Ey Rabbimiz! Onlara, içlerinden senin âyetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir peygamber gönder. Çünkü üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız sensin.”

Görüldüğü gibi Kâbe'nin temelleri Hz. İbrahim (a.s.) ve oğlu İsmail (a.s.) tarafından atıldı. Yine tarihî kaynaklara göre Hacerü'l-Esved buraya bizzat Hz. İbrahim (a.s.) tarafından konuldu.

Taşın nereden ve nasıl getirildiğine dair çeşitli rivayetler var. Bazı kaynaklarda Mekke'nin yakınında bulunan Ebû Kubeys Dağından getirildiğine dair rivayetler bulunur. Bir Hadis-i Şerifte Peygamber Efendimiz “Hacerü'l-Esved Cennettendir” buyurmuş- tur.(2)

Hz. İbrahim (a.s.) ve oğlu İsmail'den (a.s.) sonra pek çok milletin kontrolüne geçen Kâbe zaman içinde defalarca tahrip oldu, tekrar tekrar inşâ ve imar edildi. Her defasında da Hacerü'l-Esved bu gelişmelerden etkilendi.

Hz. İsmail'den (a.s.) sonra Cürhümîler, Amalikalılar, Bekroğulları, Huzâalılar, Kusay bin Kilab ve oğulları ve Kureyşliler Kâbe'yi koruma ve bakma işlevini gördüler.
Hz. Peygamber (a.s.m.) zamanında, Kureyşliler duvarları alçak olan ve bir yangınla tamamen tahrip olan Kâbe'yi daha korunaklı bir şekle dönüştürmeye karar vermişlerdi. Tam bu sıralarda gelen bir sel felaketiyle Kâbe tamamen yıkılmıştı. Bu gelişmenin ardından Kâbe yeniden inşâ edildi. Ancak Hacerü'l-Esved'i yerine yerleştirme konusunda bencil davranan kabileler bu şerefi başkalarına vermek istemeyince sorun büyüdü, hattâ kılıçlar kınlarından çıktı. Ancak kan dökmek istemedikleri için de “Kâbe'ye gelecek ilk kişinin hakemliğini kabul etmekte” anlaştılar. Kararlaştıkları günün sabahında Kâbe'nin çevresinde beklerken Kâbe'ye “Muhammedü'l-Emin” olarak andıkları Hz. Peygamber (a.s.m.) girince hem sevindiler hem rahatladılar.

Peygamber efendimiz (a.s.m.) onlardan bir bez parçası istedi onu yere serdi (Başka rivayete göre abasını yere açtı. Hacerü'l-Esved'i kendi elleriyle üzerine koydu. Her kabileden bir temsilciye bezin bir ucundan tutup kaldırmalarını söyledi. Onların kaldırdığı bu taşı tekrar kendi elleriyle alıp yerine koydu. Böylece kabileler arası bir savaşın önü kesilmiş oldu.
Özellikle Mekke'nin fethinden sonra bizzat Peygam- ber Efendimizin eliyle putlardan arındırılan Kâbe, ne yazık ki Yezid ibni Muâviye'nin ordusu tarafından Hicrî 63 yılında mancınıklarla taşa tutularak tahrip edildi. Yezid'i halife olarak kabul etmeyen Mekkeliler Abdullah b. Zübeyr'e biat ettiler. Mekke'yi muhâsara eden Yezid'in ordusu yağlı fitiller atıp mancınıklarla taşa tutarak Kâbe'yi tahrip etti. Atılan bu taşlardan biri Hacerü'l-Esved'i üç parçaya böldü. Yezid'in ordusuna teslim olmayan Mekkeliler Abdullah bin Zübeyr'i halife olarak tanımaya devam ettiler. Daha sonra Abdullah bin Zübeyr kırılan bu parçaları bir gümüş çerçeve içine koyarak bir araya getirdi. Kâbe'ye ilk örtü de onun emriyle bu dönemde örtüldü.

Ardından Abdullah bin Zübeyr halkla yaptığı istişare neticesinde Kâbe'yi yeniden inşâ ettirdi.
Bir süre sonra Kâbe bu kez Emevî hükümdarı Abdülmelik bin Mervan tarafından görevlendirilen ve tarihe “Zâlim” lâkabıyla geçen Haccac tarafından mancınıklarla taşa tutuldu. Mekkelilerin suçu Abdullah bin Zübeyr'in emrinde olmalarıydı. Zâlim Haccac'ın ordusu Kâbe'ye sığınan Abdullah bin Zübeyr'i ve çok sayıda Müslümanı şehid etti. Ardından Abdülmelik'in izniyle Kabe'yi yıkıp tekrar inşâ etti.

Sonraki dönemlerde Abbâsî hükümdarı el-Mutî'lillah zamanında Karmatîlerin saldırısına uğrayan Kâbe tekrar tahrip edildi. Tavaf sırasında hacıları kılıçtan geçiren Karmatîler 929 yılında Hacerü'l-Esved'i alıp Kufe'ye götürdüler. Kendi yaptırdıkları bir mabede koydular. Bu esnada Karmatîlerin reisinin vücudunda birtakım yaralar çıkmıştı ve bunu yaptığı kötü uygulamaya ceza olarak algıladı. Böylece yirmi iki yıllık bir aradan sonra Hacerü'l-Esved, Karmatîlerle ortak ilişkileri olan Mısır Fatımî Emirinin ricası üzerine yeniden Kâbe'ye geri getirildi.

Miladî 1022 yılında Hacerü'l-Esved bir kişinin saldrısı sonucu yine üç parçaya bölündü. Kırık parçalar tekrar yerine yapıştırıldı ve 3780 gram gümüşten yapılma bir çerçeve muhâfaza kabına yerleştirildi.

Osmanlı Padişahı I. Ahmed devrinde tekrar tamir edilen Kâbe 18 yıllık bir aradan sonra şiddetli bir sel baskınıyla tekrar yıkıldı. Bu esnada Hacerü'l-Esved'in bir parçası daha kırıldı. Kâbe'nin, IV. Murad'ın emriyle yapılan tamir ve inşâsıyla birlikte Hacerü'l-Esved de tamir edildi. Muhâfaza kabı gümüşle kaplanarak altınla yaldızlandı (M. 1629). Sultan Abdülmecid döneminde ise (1839-1861) taşın gümüş çerçevesi tekrar yenilendi.

DİPNOTLAR
1-Sünen-i Tirmizî'de İbni Abbas'tan rivayet edilen bir Hadis-i Şerifte şöyle buyrulur: “Hacerü'l-Esved Cennetten indirildi. Sütten daha beyazdı, fakat onu Ademoğlunun hatâları kararttı.” (Bir başka rivayette ise “müşriklerin hataları kararttı” buyrulur.)
2-Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, 1108
Bu Yazı 2725 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar