İttifaktan İttifak Holding Doğdu
..        

Uyuyan dev uyanıyor. Anadolu aslanları iş başında. “Ticaretten, sanayiden, yatırımdan anlamazlar, onlar sadece küçük aile işletmelerinde, ilkel yöntemlerle esnaflık, tarım ve hayvancılık yapabilirler” denilerek küçümsenen Anadolu insanı arasında büyük bir uyanış yaşanıyor. “Bunlar bir şeyden anlamazlar” denilen insanlar, yatırım yapıyor, üretiyor, ticaret yapıyor ve kazanıyor. Anadolu'nun her yerinde bir biri arkasınca yeşeren firma ve tesisler ekonomimizin can damarları ve Ülkemizin gurur kaynakları haline geliyor.

Anadolu'da ki guru verici, başarılı organizasyon- lardan birisi de hiç şüphesiz İttifak Holding'dir. Temiz Anadolu insanlarının iyi niyet ve samimiyetle ittifak ederek, mütevazi güçlerini birleştirerek meydana getirdikleri dev bir organizasyondur İttifak Holding. Adeta küçük liflerin omuz omuza vererek, gemileri taşıyan kuvvetli halatlar haline dönüşmesinin bir başka örneği gibidir. Küçük güçlerin samimiyetle ittifak etmeleri halinde hangi muhteşem sonuçların ortaya çıkarılabileceğini gözler önüne serebilmek için İttifak Holding Yönetim Kurulu Başkanı, Sayın Seyit Mehmet Buğa ile görüştük. Röportaj yapma isteğimizi geri çevirmeyen Sayın Seyit Mehmet Buğa ile yapmış olduğumuz sohbetimizi Tefekkür okurlarına aktarıyoruz.

Muhammed Acıyan: Sayın Buğa, Tefekkür Dergisi adına röportaj teklifimizi geri çevirmedi- ğiniz için teşekkürlerimi ileterek başlamak istiyo- rum. İlk olarak İttifak Holding'in nasıl kuruldu- ğunu sormak istiyorum.

Seyit Mehmet Buğa: Biz tesadüflere inanmayız. İttifak Holding bir zuhuratla kuruldu. Bir sünnet düğünü vesilesiyle sanayici arkadaşlarla bir araya geldik ve tanışma fırsatımız oldu. Kendi aramızda her birimiz her birimizi araba sahibi yapıncaya kadar ki işbirliğimiz, bizi çok ortaklı bir şirket çalışmasına ulaştırdı. Çok iyi niyetlerle bir araya gelenlerin kurduğu bir şirket oldu.

O dönemde bazı prensiplerimiz vardı. Birincisi, yatırımımız kara geçinceye kadar ortaklığa kimseyi almayacaktık. Yatırımın sıkıntılı yükünü kurucu ortaklar çekecekti. Şirket kurulduktan sonra kara geçerse, bunu kıskanmayacak, halka açacaktık. Böyle bir anlaşma ile yola çıkmıştık. Bu bir nevi kar-zarar ortaklığı olacaktı. İşletme karlılığa geçinceye kadar ve bu karlılığa süreklilik kazandırabi- leceğimiz ihtimali doğuncaya kadar da yeni ortak almayacaktık. Ancak zaman içersinde çok farklı gelişmeler oldu. 1988 yılında devletin bu tür yatırımlara karşı bir teşvikinin olduğunu gördük. Bilhassa o yıllardaki politikaları önemsediğimi belirtmek istiyorum. O dönemlerde ki iktidar, kazanan müesseseler olmazsa, ülkenin kazanama- yacağı teziyle yatırımları teşvik ediyordu. İşletmelerin ihracatçı olabilmesi için çok büyük gayret gösteriyordu. Her üretici serbest piyasa ekonomisiyle tanıştı. Serbest ticaret gelişti. Kimine göre liberal ekonomi, kimine göre, serbest piyasa ekonomisi denilen, müteşebbisin hürriyet alanını genişleten, teşvik eden bir modeldi. Devletçilik kazanan müesseseleri yok ederken, bu model kazanan, vergi veren kurumların çoğalmasına vesile oldu.

Muhammed Acıyan: Peki, 1990'lı yıllar…
Seyit Mehmet Buğa:1990'lı yılların başı, ithalatçının çok para kazandığı dönemlerdi. İthalatın para kazındığı dönemlerde, ülke sanayicisi, üreticisi, ciddi sıkıntılar çeker. Çünkü onların ürettiği mallar hep dışarıdan gelir. Bu dönemler, dopingli büyümenin olduğu dönemler- dir. Bu sıkıntılı dönemi de küçülerek, kaliteyi üreterek, bilgi ve birikim sahibi kadro yetiştirerek geçmiş olduk.

90'lı yılların ortalarında ekonomide uygulanan havuz politikası iyi bir çalışmaydı. Devletin kazancını, kazanımlarını israf etmemede çok önemli bir atılımdı. Atılan bu adımlar devleti çok rahatlatmıştı. O dönem, devletin kasasından, kesesinden üçkâğıtla geçinenlere ciddi bir darbe vurmuştur. Zaten o dönemin getirmiş olduğu bir alışkanlık 2001 krizinin doğmasına sebep oldu.

Bana göre devletin doğru bir teşvik politikası oluşturabilmesi için şu unsurları bir araya getirmesi gerekir;
1.Müteşebbisi heyecanlandırması gerekir.
2.Müteşebbisi doğru iş kolunu tespit etmeye yönlendirmesi gerekir. Yoksa hem elinizdeki beyin gücünü boşa harcamış, hem de teşvik boşa gitmiş olur.
3.İşi doğru yapacak kadroların heyecanlanması gerekir. Yatırım yapılacak yere, işi doğru yapacak kadroların getirilmesi gerekir. Üretim döneminin doğru planlanması gerekiyor. Üretim döneminin doğru planlanabilmesi için, işletme kadrolarının entelektüel sermaye ile beslenmesi gerekir.
4.Yapılacak teşvikin, işletmesi ile, yatırımı ile doğru miktarda verilmesi gerekir.
5.Kapasite noktasında iç pazarda, iç pazarın ihtiyacı olan kapasitenin iki katı, üç katı, beş katı kapasiteye sahip iş kollarında teşvik yapılacaksa, bunun mutlaka ihracata yönelik olmasa temin edilmelidir.

Muhammed Acıyan: Bir ara İttifak Holding yeşil sermaye diye yaftalandı. Paranın rengi, dini, dili olur mu? Sizce parayı böyle renklere ayırmak doğru mudur?
Seyit Mehmet Buğa: Böyle bir yaftalama çok büyük bir haksızlıktır. Kurulan işletme, senin ülkende ki işsizliğe çare oluyor mu, olmuyor mu ona bakacaksın. Senin devletine belli oranlarda kazanç getiriyor mu, getirmiyor mu ona bakacak- sın. Büyük paralarla yatırım yapan müesseselerin siyasi partisi olmaz, olamaz, olmamalı. Siyasi görüşü olmalı ama siyasi partisi olmamalı. Herhangi bir siyasi parti namı hesabına çalışan bir ekonomik gelişme belli bir büyüklükten sona bunu taşıyamaz.

Muhammed Acıyan: Sayın Buğa, İttifak Holding'in gelişim sürecinde ki sizi başarıya götüren prensipleri başlıklar halinde sayacak olursanız, neler söylersiniz?
Seyit Mehmet Buğa: Bir kültürel miras olarak müesseselerin başarılı olabilmesi için; müteşebbisin doğru iş koluna karar vermesi, işi yapacak kadroyu doğru kurması, entelektüel sermaye ile bir araya gelmesi, yeterli nakti sermayeyi konuya ayırması ve pazara yönelik çalışmada başarı sağlaması gerekir. Bunun için bir müessese başarılı olmak istiyorsa kadrosunun bilgi ve birikimini, finansını ve pazarını dengelemek mecburiyetindedir. Diğer bir hususta kadroya yapılan eğitim yatırımlarıdır.
Biz eğitimlere çok büyük değer verdik. 1995 yılı bizim eğitim yılımız oldu. Kadromuza dedik ki “bundan soran bu müessesede terfi etmek istiyorsanız dört konuda bilgi ve birikim sahibi olacaksınız.

1.Yaptığınız işin fıkhını bileceksiniz. Halkla ahlaki yönden çatışmayacaksınız.
2.Yaptığınız işin hukukunu bileceksiniz. Şu anda devlet yönetiminde söz sahibi olan bürokrasi ile çatışmayacaksınız.
3.Yaptığınız işin teknik bilgi ve birikimine sahip olacaksınız. Üretimde hatanız olmayacak. Kapasite de, randımanda, kalite de yaptığınız işi doğru üreteceksiniz.
4.Artık Türkiye'de bütün yatırımlar Türkiye'nin ihtiyacı olan kapasitenin çok çok üzerine çıkmış durumda. Başarılı olmak istiyorsanız, ihracatçı olacaksınız. Mükemmel yabancı dil bileceksiniz. Birinci sırada İngilizce, ikinci sırada Arapça, üçüncü sırada İspanyolca, Almanca gibi dilleri bileceksiniz.

Muhammed Acıyan: Sivil toplum hayatının içerisindesiniz, yoğun iş çalışmalarında sivil toplum çalışmalarına nasıl zaman ayırıyorsunuz?
Seyit Mehmet Buğa: Benim çok sık kullandığım bir söz vardır. “Bu eseri meydana getiren kadro, benim en büyük eserimdir.” Yatırımlarda olsun, işletmelerde olsun, temel atmalarda olsun, işletme açılışlarında olsun bu sözü niye söylüyorum. Çünkü benim görevim iş yapmak değil, yapacak kadroyu kurmak, bu alanda başarılıysam başarımın karşılığını almak isterim. Başarısızlıktan da sorumluluğumu bilmek isterim. Onun için ben makro planda daha doğru olanı yapabilmem için halkla ilişki içinde olmam gerekir. Doğru iş kolunu tespit etmem için, halkla iç içe olmam gerekir. Bu da sivil toplum çalışmalarıyla ortalık yere çıkıyor. Toplumun beni nasıl algıladığı- nı, bizi nasıl algıladığını, yaptığımız işleri nasıl değerlendirdiğini bilmemiz gerekir. O gözle benim denetim yapabilmem gerekir. Onun için, sivil toplum çalışması yaparken de pazarımla alakalı çalışma yapmış oluyorum ve bu bağlamda da kendi işimi yapıyorum.

Muhammed Acıyan: Sayın Buğa, Türkiye'de şu an işsizlik, ekonomik kriz vb. sıkıntılar hat safhada. Ekonomik Açılımlar için neler yapılması gerekir. Bu konuda ki düşünceleriniz nelerdir?
Seyit Mehmet Buğa: Türkiye'nin problemlerini çözebilmesi için, ekonomik alandaki beş konuyu dile getirmek istiyorum.

1.Rekabetin olmadığı yerde rekor olmaz. Tekelcilik çok kazandıran bir yapı değil, hızlı kazandıran ama hızı çabuk biten bir yoldur. Nerde Pazar varsa, nerde rekabet varsa orada da kazanç vardır, rekor vardır. Onun için piyasaların, rakibini düşman gören anlayıştan kurtulmaları gerekir. Rakibini meslektaş görecek, kapasitede, randıman- da, kalitede dayanışacak, fiyatta rekabet etmeyecek, rekabetini kalite üzerinden yapacak. Bunun için, ben rakiplerime dua eden bir insanım. Haksız ve yersiz bir rekabetin meydana gelmemesi için dua ederim ve rakiplerimi meslektaş görerek derim ki; “yarabbi bu mesleği icra edenlere, bu mesleği hayırlı kıl, bol, bereketli, sürekli kazanımlarını lütfeyle yarabbi diye dua ederim. Bu duamın da bana dönen bir dua olduğuna inanıyorum.

2.Toplum kazanamazsa sizde kazanamazsınız. Size kazandıran değer, çevrenizin size müşteri olabilmesi, kazanıyor olup sizde harcayabilmesidir. Onun için müşterinize çokça dua etmeniz gerekiyor. Yarabbi helalinden bolca ver. İki günleri birbirine eşit olmasın. Gördüklerinden geri koyma yarabbi, daha güzel günler göster diye dua etmemiz gerekir. Çünkü çok kazanırsa çok harcayacak, bereketli kazanırsa bereketli harcayacak, o harca- mazsa siz de kazanamayacaksınız.

3.Üretimini pazarladığınız insanların kaliteli üretmesini, üretimden kazanabilmesini, üretiminin sürekli olabilmesi ve şikâyetinin en iyi servis hizmetine sahip olmasını gönülden istemeniz gerekir. Şikâyeti en aza indirebilmek ve şikâyeti en kısa zamanda çözebilmek buna bağlıdır. Onun için üreticinize de dua etmeniz gerekir.

4.Çalışanlarınıza da çok dua etmeniz gerekir. Bir defa kabul etmek lazım ki işveren, çalışan ve toplum birbirinin mütemmimidir. Birisi yatırım yapmasa diğeri iş bulamaz. Diğeri çalışmazsa üretim meydana gelemez. Öteki almasa üretim devam etmez. Onun için üçünün birbirinin hakkının yememesi gerekir. Çalışanlarımın helal kazanabilmesini gönülden isterim. Çalışanlarım asla benim düşmanım olamaz. Onlar olmadan da başarılı olmam söz konusu olamaz. Çalışanların işini severek, kaliteli ve randumanlı yapmasını bizim de onlara sürekli vesile bilecek en yüksek maaşı vermemizi Cenab-ı Haktan niyaz ediyorum.

5.Bizim kuruluş sebeplerimizden biri de, işsize iş vermektir. İşsizlikle bizim mücadele etmemiz gerekir diyerek yola çıktık. Ama şimdi bütün samimiyetimle söylüyorum. En az bunun kadar önemli bir özellik daha var. Çok kazanmak isteyen, insanların mutlaka işsizlikle mücadele etmesi gerekir. Çünkü her işsiz kaybedilmiş bir müşteridir. Kazanacak olsa ya gelecek sizden alışveriş yapacak veya size hiç zarar vermeden rakibinizden alışveriş yapacaktır. Ama herkesin emeğinden, herkesin bilgi ve birikiminden toplum istifade etmiş olacaktır. Bir toplum huzur toplumu olmak istiyorsa, gelişme istiyorsa üretebilir nitelikteki elemanlarını üretime sokmak mecburiyetindedir.

Muhammed Acıyan: Günümüz de, basında sıkça Kapitalizmin sonu diye söylemler var. Bu meselede İslami değerlerin ön planda olduğu bir ekonomik sistem Dünyaya sunulabilir mi, yeterli birikime sahip miyiz? Bunu dünyaya anlatabilir miyiz?
Seyit Mehmet Buğa: Böyle bir çalışmayı uygulamak için, çok geç kalınmış olduğunu düşünüyorum. Yıllarca faize karşı çıkmakla, bankacılık sistemine karşı çıkmak özdeş göründüğü için, bu alanda yeterince çalışma yapılmamıştır. Bu konuda yeterli akademik çalışmalar da yapılmamıştır. Keşke bankacılık sistemi ile bankacılığın faizli çalışıyor olması özdeşleştirmesi yerine, farklı alternatifler ortalık yere konabilseydi o sistemi daha da geliştirebilirdi. İşte bu alanda bir sivil toplum hareketine ihtiyaç vardır. Türkiye'de bir zorluk yaşanıyor. Türkiye'de yasaların uyutulması, uygulanmaması hasebiyle, cumhursuz cumhuriyet isteyen, halksız demokrasi isteyen, laikliği dinsizlik olarak dayatan, hukuk ahlaki değerlerle yargı değerlerinin bir biriyle uyuşması ve yargı kararlarının kamu vicdanını rahatsız etmemesi demektir. Jüristokrasi oluşturma maya çalışan yüksek yargı ile hukuk oluşmaz, yargıçlar devleti oluşur. Yargıçlar hükümranlığını hukuk gibi algılama maalesef toplumsal çatışmanın odağını oluşturmuştur. Jüristokrasiyi ve militarizm baskısını aşacak bir zemin bulunmuş olsaydı, belki Türkiye' deki ilmiye sınıfı bu konuda faizsiz bankacılık konusunda daha güzel alternatifler üretebilirdi. Akademik çalışmaların bu alanda yapılamaması, bu alanda yapacak olanlara engellerin çıkartılması bilhassa bu konuya öncülük etmesi gereken Türkiye'nin geri kalmasına sebep olmuştur. Faizsiz bankacılık alanındaki gelişmeler Papayı bile heyecanlandırıyor. Ama konuyu tartışmaya açmak bile siyasi sıkıntıya, sosyal çalkan tıya sebep oluyor. Diğer Müslüman ülkelerde durum nasıl, hangi seviyede tam bilmiyorum. Ancak Türkiye çağın çok gerisinde.

Muhammed Acıyan: Sayın Buğa, biraz da ekonomik ve siyasi gelişmelerin dışına çıkmak istiyorum. Bu bağlamda hobilerinizi öğrenebilir miyim?
Seyit Mehmet Buğa: Kitap okumayı çok severim. Televizyondaki ekonomi ve siyaset tartışma programlarını izlemek hoşuma gidiyor. Türkiye'nin gelişmesinde büyük katkısı olduğunu düşünüyorum. Sudoku çözerim. Matematiği çok severim. Matematiği biraz da hayatın kendisi olarak görüyorum. Hak ve adaletin sağlanmasın- da en önemli değerlerin matematiksel değerler olduğu kanaatindeyim.

Muhammed Acıyan: Tefekkür dergisi adına gerçekleştirdiğimiz röportaj için teşekkür ediyorum. Son olarak vermek istediğiniz mesajınızı alabilir miyiz?
Seyit Mehmet Buğa: Allah sizleri muvaffak etsin. Bana göre her alandaki başarı sosyal hayat için geçerlidir. Dört prensibi saymadan röportajı bitirmek istemiyorum.
Bir bütünün kaliteli olabilmesi için eksik parçanın olmaması gerekir: Kalitesiz parçalardan kaliteli ürün meydana gelmez. Her parçanın kaliteli olması gerekir. Bütün parçaların kapasite, randıman ve kalitede birbiriyle uyumlu olması gerekir.

Fiziki uyumunda estetiği ifade etmesi gerekir. Estetiğe uygun bir araya gelmeleri gerekir.
Bunları iyi bir organizasyonla, iyi bir plan ve programla bir araya getirmek gerekir. Yoksa parçacı dükkânında yüz tane araba yapacak parça olsa bunlar doğru bir bütünlükle bir araya gelmediği için işlev değeri kazanamazlar. Onun için sosyal hayatı ilgilendiren konularda her alanda başarıya ihtiyacımız var. Onun için medya alanımızın da başarılı olmasını cenabı haktan niyaz ediyorum.


Bu Yazı 3883 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar