Ömür Törpüsü

Kendi bedeninde, garip kalınca
Anlarsın ki gurbet, başka “şey” imiş
Gamzedeler, hissettirmez ahını
İnleyen bu nida, saz ve “ney” imiş

Soluk soluk tükeniyor hayatın
Nalın eskir, devrilir bir gün atın
İster çulda, ister sarayda yatın
Ömür sermayesi, ödünç “pay” imiş

Temel sağlam ama duvarı çürük
Bakışlar tarumar, görüşler kırık
Yangına koşuyor, elinde körük
Cüssesi yiğitçe, fikri “toy” imiş

Mevsimlerin en verimsizi hazan
Kalpleri karartır, zan üstüne zan
Bedene rol, yakışmaz oyun bozan
Mahcubiyet dilde, sonu “vay” imiş

Yudum yudum içersin, yine biter
Günlerin sayılı, kaç bayram yeter?
İnişte gözyaşı, yokuştaysa ter
Yolun düzgün ise, sana “ray” imiş

Protonlar, nötron ile anlaştı
Tüm vahşiler, birbirine yanaştı
İnsanlar kavgalı, yerküre şaştı
Safkan zannedilen, melez “toy” imiş

Konjonktürde, özne insanlık değil
Zalime başkaldır, haklıya eğil
Öğüt almaz ise, babadan oğul
Hedefsiz atılan, oka “yay” imiş

Pirince giderken, olur bulgurdan
hasılatı bekler, en yüksek kurdan
Şiirler de, vefa bekler okurdan
Doğruyu dışlayan, dokuz “köy” imiş

Ömür törpüsü bu, dikenli yollar
Dert bulaştırmaya, bir fırsat kollar
Pusulaya, tersten bakınca kullar
Aşk için içilen, sahte “mey” imiş