Kapak
Müzikal İşkence

Müzikal işkence

Ümit Şimşek

Nuraniyat- 27 Ocak 2015  

 

Bizim yüzyıllarca tedavi aracı olarak kullandığımız müziği işkence için kullanmak, Batının karakteristik keşiflerinden biri olmuştur. Bunun en yakın ve en vahşî örnekleri Irak’ta yaşandı, Guantanamo’da ve daha başka yerlerde yaşanmaya devam ediyor.

Normal şartlar altında dinletilmesi bile işkence tanımına kolaylıkla girebilecek türden müzikleri, küçük bir hücre içinde, on altı saat kesintisiz şekilde, güçlü ışıklar altında ve dev hoparlörlerden dinlemek zorunda kalsaydınız, aklınız başında kalır mıydı?

On altı saatin sonunda dört saat sessizlik ve karanlık, sonra bir on altı saat daha ışık ve kesintisiz müzik… Başka işkence türlerinin aksine, müzik işkencesi, insanı hiçbir şey düşünemez hale getirdiği için, hayal gücüne sığınarak oyalanma imkânı dahi bırakmıyor. Ve en dayanıklı insan bile bu işkencenin en fazla dördüncü gününde çözülüveriyor.

***

Amerikalıların müzikle işkenceyi keşfetmek için ne kadar uğraştıklarını bilmiyoruz; fakat bu işte kullanacakları parçaları seçmek için hiç zorlanmadıkları bellidir. Çünkü bunlar, ABD’nin bütün dünyada popüler hale getirdiği gürültülü müzik listelerinin başlarında yer alıyor.

İşkence müziklerinin icracıları tarafından bu duruma gösterilen tepkiler de akla ziyan cinsinden: Kimi bununla iftihar ediyor, hattâ işkenceciler için özel performans düzenliyor. Metallica’nın kurucularından James Hetfield ise “Ne var bunda?” diye soruyor. “Biz öteden beri kendi anne-babamıza, eşimize ve sevdiklerimize bu tür müzikle işkence yapıp duruyoruz. Iraklılara niçin farklı davranalım?

İşin ahlâkî yönüne gelince:

Bu konuda Amerikan medyasının en fazla tepki gösterdiği husus, işkencenin kendisi değil de, müzik parçalarının telif hakkı sahiplerinden izinsiz kullanılması! Kullandığınız silâh çalıntı olmadıktan sonra, adam öldürmenizde ne mahzur olabilir ki?

***

Gerçi, kendi itiraflarıyla da sabit olduğu gibi, Batının müziği işkence aracı olarak kullanılması yeni bir buluş sayılmaz. Biz bu işkenceye çeşitli seviyelerde hergün muhatap oluyoruz. Daha doğrusu, işkence kastıyla olmasa da, ispat-ı vücut aracı olarak kullanıldığı ve pek çok kimse bu işi aynı anda yaptığı için, adına “müzik” denilen yüksek hacimli seslerin pek çok çeşidiyle, adım attığımız her yerde karşılaşıyoruz.

Eğer bir hafta sonu sakin bir tabiat köşesine kafa dinlemek için gidecek olursanız, kimsenin bilmediği yerleri seçmeye özen gösterin. Yoksa, arabasının teypini ve kapılarını ardına kadar açmış birileri, ortamı sessizlik, kuş sesi, yaprak hışırtısı, su şırıltısı gibi huzur çağrıştıran şeylerden arındırmakta gecikmeyecek ve oraya Ademoğlunun ayak bastığını ispatlayacaktır.

En sessiz yerlerimiz böyle olursa, sair yerlerde hayatın nasıl bir gürültü sağanağı altında sürüp gittiğini tasavvur etmekte zorlanmamamız gerekir. Fakat zorlanıyoruz. Çünkü ortada, bize mukayese imkânı verecek sessiz ortamlar yok. Evde, işyerinde, markette, mağazada, yolda, şehirde, kasabada, köyde, özetle, insanın bulunduğu her yerde, onun mevcudiyetini ispat eden ve müzik kılığına bürünmüş bir gürültü de mutlak surette kendisine eşlik etmek zorunda. Çağdaş medeniyetimiz böyle buyuruyor.

***

Müziğin, aslında, insanoğluna çok özel bir amaç için verilmiş bir yetenek olduğunu görmek zor değildir. Nasıl harflerden kelimeler, kelimelerden cümleler yapıyor ve bunların mânâlarını çözüyorsak, âhenkli bir şekilde bir araya gelen seslerden çıkan musikîyi de beynimizin bu işle görevlendirilmiş özel bir bölgesi çözümlüyor ve bizi duygudan duyguya taşıyor. Apaçık anlaşılıyor ki, insanı yaratan, onun musikîden anlamasını murad etmiş ve bu maksatla ona çok özel bir kabiliyet vermiştir. Bursalı İsmail Hakkı’ya “Musikîden haz almayanlar tedaviye muhtaç, bozuk mizaçlı kimselerdir” dedirten, bu hakikat olsa gerektir. Keşke Hazret, bir de bugün bize müzik olarak sunulan gürültü türlerini ve bunlara müptelâ olanları görseydi!

***

Irak’ta, Guantanamo’da ve daha başka yerlerde Amerikan işkencesine maruz kalanların çektiği sıkıntıyı değil küçümsemek, tasavvur etmek dahi mümkün değildir. Fakat gürültüyle yatıp kalkmanın bir işkence türü olduğunu çoktan unutmuş ve bunu bir hayat tarzı haline getirmiş olanların hali onlardan daha ümitsiz görünmüyor mu?

 

http://www.yazarumitsimsek.com/muzikal-iskence/