Kapak
Diyarbakır Sur, Pusu Kur

DİYARBAKIR SUR, PUSU KUR

 

 

Gürhan GÜRSES

               

Diyarbakır Sur! Ölümü kahvaltıya kur. Ve acımadan vur. Sonrada devlet yaptı diye bas yaygarayı. Yemezler! Camiler yakılır devlet yaptı. İnsanlar öldürülür devlet yaptı. Oradaki her türlü ölümün sebebi devletten soruluyor da el insaf diyorum 'Ya hırsızın hiç mi suçu yok?' diye de sormak istiyorum ironiyle.

Diyarbakır Sur! Önüne gelene pusu kur. Ve acımadan vur. Sonra da devlet yaptı diye yansıt cümle aleme. Peki kardeşim teröristlerin hiç mi suçu yok! Yolları kazıyorlar. Evleri yol geçen hanına çeviriyorlar. Ambulansa dahi kurşun sıkıyorlar. Barış için mücadele etmek yerine savaş için mücadele etmek akıl kârı mı? Ülkemizin güzelliğini Doğudaki bütün vatandaşlarımıza ulaştırmak dururken kurşun, mayın ve bombalardan oluşan hediye paketleri yolluyorlar. Güya özgürlük mücadelesi.  Hiç olmadığımız kadar özgürüz bu ülkede kusura bakmayın. Devletin kepçeleriyle yolları kazıyor, yollara barikatlar kuruyor, okulları yakıyor, uçaklara dahi kurşun sıkıyorsunuz. Bunu Almanya'da yapın bir göreyim sizi, Hollanda'da, Amerika'da...

Diyarbakır Sur! Cesaretiniz varsa eşeğinizi İran'a sürün! Nasıl da kepçeyle sallarlar başınızı. Esat, kimlik dahi vermiyordu ama kimsenin itirazı yoktu. Saddam, kimyasal kullandı da yine kimse ayaklanmadı. Ne zaman Türkiye barış sürecine girdi, bazıları kaşınmaya başladı. Bu iş öyle ya da böyle olacak. Barış gelecek ve herkes yine aynı tastan su içecek, aynı tabağa kaşık sallayacak ve aynı takımı tutacak. İnancım tam.

Doğu halkı mazlumdur her daim ama aynı zamanda da ariftir. Oyuna gelmez ve oyuna getirmek isteyenlere de cevabını mutlaka veriri. Sabrın da bir eşiği vardır diye düşünüyorum.  Onların seçtikleri eğlence ile, marka ile, keyifle günlerini tamama erdirirken benim Surlu kardeşlerim ekmek dahi bulamıyor çatışmalardan dolayı. Dükkanını açamıyor, çocuğunu okula gönderemiyor, hastasını dahi sırtla taşıyor çünkü ambulans giremiyor. Bu tabloya iyi bakın. Hasta nine sırtta taşınıyor ambulansa kadar çünkü ambulans giremiyor. Bunu da mı devlet engelliyor? Gönderdiği ambulansı mı engelliyor!

Bunlar bölge insanını sevdikleri için mi bütün bu saldırıları düzenliyorlar? Esnaf kepenkleri kapatmış, halk evden çıkmaz olmuş. Mahalleler terk edilmiş. Neyin savaşıdır bu? Kimin savaşıdır Allah aşkına? Sizi bilmem ama içim ağrıyor. Oradaki masum çocuklarımızdan tutun da analarımıza, dedelerimize kadar herkese tetik doğrultuluyor. Devlet yapıyor diyorlar ya gülüyorum. Devlet istese uçaklarıyla orayı yerle bir eder. Etmiyor, niye? Çünkü orada da kardeşlerimiz var,  onların canı yanmasın diye. Ve bizlerde bu konuda askerin polisin göstermiş olduğu hassasiyete saygı duyuyoruz.

Diyarbakır Sur! Önüne geleni vur. Bombayı barış sürecinde kur. Roket atarlı saldırıda evlerine isabet eden roketin duvarda açmış olduğu iki kara delik ve oradan seken şarapnel parçaları çocuklarıyla kahvaltı yapan bir anneye isabet ederek ölümüne sebep oldu.

Yer sofrası, ana ve çocukları kahvaltıya oturur.

Diyarbakır Sur...

Sokağa çıkma yasak kararı bulunmayan İskenderpaşa Mahallesi...

Küçük Aktar Sokağı...

3 katlı apartmanın 2'nci katına isabet eder roket. O sırada kahvaltı sofrasında bulunan 3 çocuk annesi Melek Alpaydın başına isabet eden şarapnel parçalarıyla hayatını kaybeder, 1 kişi de yaralanır. Hayatını kaybeden Melek Alpaydın'ın çocuklarıyla birlikte sokağa çıkma yasağının sürdüğü Fatihpaşa Mahallesi'nde yaşadıkları, mahallede yaşanan çatışmalardan kaçarak bir hafta önce İskenderpaşa Mahallesi'nde cismin isabet ettiği eve taşındıkları belirtildi. Kader mi bu? Hiçbir savaş, çocuklarıyla kahvaltıya oturan bir annenin sofra başında öldürülmesinden daha önemli değildir. Bana bunu kimse anlatamaz. Sizler kahvaltı diye can mı yiyorsunuz? Çay diye kan mı içiyorsunuz? Kusacaksınız elbet aldığınız canları hayatınız burnunuzdan gelecek. Uykularınız ayağa kalkıp kaos olacak geceler boyu size ve çocuklarıyla kahvaltıya oturan bir annenin ruhu bastıracak sizi bir kara kış gibi ve ömür boyu yapışacak yakanıza o annenin öpülesi elleri... Nefesinizi kesecek.

Yüreğim bölge insanı için yanıyor. Orada yaşamak onların en doğal hakkı... Bu hakkı kimse savaş alanına çevirerek gasp edemez. İnsanların eşiyle çocuğuyla kahvaltı yapamadığı bir coğrafyaya lanet olsun diyorum. Onların huzurunu alanlara beddua ediyorum. Nerede bölgenin siyasileri... Ayakkabıları marka, pantolonları, kemerleri... Yedikleri lokma nasıl geçiyor boğazlarında... İçtikleri su kırmızıya boyanmaz mı şimdi? Onların da anneleri var, eşleri var çocukları... Kendi çocuklarının okulları yakılıyor varsaysınlar, kendi hastalarına gelen ambulanslar kurşunlanıyor bilsinler, kendi evlerinin önleri kazılıyor düşünsünler ve eve hapsolmuş saysınlar kendilerini. Öyle ekrana çıkıp da laga luga yapmasınlar. Bölge halkı kendilerinden birilerini meclise göndermedikleri müddetçe birilerinin tavassutuyla daha çok uzaktan kumanda ile yönetileceklerdir. Onların inandığına inanmayan, onların konuştuğu dili konuşamayan ve onlara yanamayan insanlar Allah aşkına onların hakkını savunurken ne kadar samimi olabilir?

Cemal Süreya'nın bir şiiri aklıma geldi:

"Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem

Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı"

Onu bunu bilmem ve de anlamam hiçbir şeyden. Kahvaltının ölümle bir ilgisi olmalı diyorum bugün. Ve buna sebep olanların da canı cehenneme diyorum.