Akademi İle Siyasetin İdeal Birlikteliği: Nizamülmülk ve Gazzali Örneği
       

Akademi ile Siyasetin İdeal Birlikteliği:

NİZAMÜLMÜLK VE GAZZALİ ÖRNEĞİ

 

Dr. Zübeyir OVACIK

Pratik icraatlarla görüntülenen bütün sosyo-politik yapıların dayandığı teorik temeller vardır. Bu anlamda her iktidar örgütlenmesinin, kendisine kuramsal dayanak teşkil eden ‘epistemik bir cemaate’[1] yaslanması kaçınılmazdır.

Bu çerçevede düşünce tarihine göz atıldığında bilgi iktidar ilişkisine dair ortaya atılan fikirlerin önemli bir yekûn oluşturduğunu görmek mümkündür. Genellikle bu ilişkinin muhalefet ekseninde seyreden tabiatına dikkat çekilmiştir. Bu anlamda örneğin Edward Said, muhalif olmayı, entelektüel olmanın temel şartı olarak kabul etmektedir.[2] Bununla birlikte bilgi üretenlerle toplumu yönetenler arasındaki uyumun ideal sonuçlar ortaya çıkarması da söz konusudur. Nitekim Platon’un ‘filozofların kral ya da kralların filozof olması gerektiği’ne dair meşhur aforizması böylesi bir idealin aynı şahısta toplanması anlamını içerse de söz konusu bilgi iktidar uyumuna dikkat çekmektedir.

İslam medeniyet tarihinde ideal alim prototipi ile ideal yönetici modelinin bir araya gelmesine Nizamülmülk ile Gazali birlikteliği örnek gösterilebilir. Zira böylesine bir teori-pratik buluşması parlak sonuçlar ortaya çıkartmıştır.

Esasında bilgi iktidar ilişkisinde tarafların münasebetlerinde muhalefetten ziyade önemli olan bu ilişkinin hangi ahlaki temele yaslandığıdır. Bu çerçevede örneğin İslam hukuk düşüncesinin temel ismi olan İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin devrin Abbasi otoritesine muhalefeti nasıl ahlaki bir temele dayanıyorsa; Nizamülmülk ile Gazali arasındaki beraberliğin de meşru bir ideale sahip olduğu söylenebilir.

Zira Nizamülmülk ile Gazzali’nin yaşadıkları XI. Yüzyıl, Müslümanların yaşadığı coğrafyalar açısından kritik bir döneme tekabül etmektedir. Nitekim dışarıdan Haçlı seferleri içeriden de Batıni-İsmaili fırkalar Müslüman dünyasını karamsar bir kriz havasına büründürmüştür. Tarihin coşkun akışında iz bırakanlar ise genelde krizlerin karamsarlığına kapılmayanlardır.

Bu anlamda Büyük Selçuklu devletinin meşhur veziri Nizamülmülk, ideal yönetici anlamında Hz. Ömer, Ömer b. Abdulaziz ve Selahaddin Eyyubi gibi parlak bir sima olarak dikkat çekmektedir. Öyle ki imar faaliyetleriyle ilgilenen, ilk rasathaneyi inşa eden ve eğitimin yanı sıra tarımda ikta sisteminde, adalet sisteminde, askerlik sisteminde, kısacası bütün bir devlet teşkilatında sistemin bütün unsurlarını kuşatıcı büyük reformlar yapmış olan Nizamülmülk’ün vezirliği döneminde Büyük Selçuklu ordusu Ortaçağın en güçlü ordusu haline gelmiştir.[3] Nitekim bu ordunun Haçlılarla mücadelesi tarihin altın sayfalarında yer almıştır.

Büyük Selçuklu devletinin meşhur hükümdarları Sultan Alparslan ve Melikşah dönemlerinde – ki büyük Selçuklu Devleti, Melikşah döneminde Nizamülmülk sayesinde gücünün zirvesine ulaşmıştır.-[4] vezirlik yapmış olan Nizamülmülk, dahilde de düzenin tesisi için çok ciddi çalışmalar yürütmüştür. Ömer Hayam ve Hassan Sabbah ile aynı dönemde yaşamış olan ve Malazgirt muharebesi hariç Alparslan’ın bütün seferlerine iştirak etmiş olan Nizamülmülk, Büyük Selçuklu devleti için ciddi bir tehlike haline gelen ve en aşırısını Hassan Sabbah ve adamlarının temsil ettiği Sii-Batıni yapılarla mücadeleyi sistemli bir devlet politikası haline getirmiştir.[5] Nizamülmülk’ün bütün bu çabalarında dikkat çekici olan, uyguladığı politikanın kalıcı sonuçları için eğitimi öncelemiş olmasıdır. Bu anlamda onun Gazali ile ideal bir birliktelik ortaya koyduğu görülmektedir.

Şii Batıni düşüncesiyle mücadele ederek Sünniliği yayıp güçlendirme çabası içerisine giren Nizamülmülk[6], bu çerçevede tarihte örgün eğitimin ilk örneklerini ortaya koyan isim olarak dikkat çekmektedir. Başta Bağdat Nizamiye Medresesi olmak üzere, Nişabur, İsfahan, Belh, Musul, Basra, Herat, Merv, Amül Nizamiye’de kurulan ve kendi adına nispetle “Nizamiye Medreseleri” diye anılan bu eğitim kurumları ilk resmi eğitim kurumlarıdır. Nizamülmülk’ün eğitimle ilgili söz konsusu başarısının arkasındaki isim kuşkusuz Gazzali’dir. Gazali, Bağdat Nizamiye medresesinin başmüderrisidir, günümüzün ifadesiyle rektörüdür.

Gazali ve Nizamülmülk’ün ortak başarısı olarak kabul edebileceğimiz Nizamiye medreselerinin dönemin siyasal ve ilmi kültürel hayatında önemli etkileri olmuştur. Öyle ki Paris ve Oxford gibi meşhur Batı üniversitelerinin de Nizamiye medreselerinden etkilendiğine dair görüşler dahi ortaya konmuştur. [7]

Nizamülmülk, Şii Fatımilerin İslam dünyasında yürüttükleri mezhepçi tahribatın önüne geçmek için tesis ettiği medreselerin ihtiyaçları için vakıflar kurmuştur.[8] Bununla birlikte daha önceki medreseler özel kuruluşlar olmalarına karşın ‘Nizamiye Medreseleri’ bir devlet projesi niteliğindedir. Dolayısıyla bu müesseselerle siyasal bir hedef gözetilmiştir. Daha çok Eşari-Şafii doktrinini merkeze alsa da[9] Nizamiye Medreseleri, esasında Fatımilerin Şiilik doktrinini yaymak için ortaya koydukları çabalara bir alternatiftir.

X. ile XII. Yüzyılları arasında Kuzey Afrika’da özellikle Mısırda hüküm süren Fatımiler, Mısır merkezli bir hilafet kurmuşlar fakat İslam aleminin bütününü kuşatıcı bir tavır geliştirememişlerdir. Kendilerini ümmetten ayrı bir ada olarak konumlandırmışlardır.[10] Bağdat merkezli Abbasi halifeliğine alternatif bir yapı olarak kendilerini konumlandıran Fatımiler, Ezher’i kendi siyasetlerine teorik temeller sağlayan bir müessese olarak tesis etmişlerdir. Günümüzde halen mevcudiyetini muhafaza eden Ezher, (Ezher Üniversitesi) Selahaddin Eyyubi döneminde söz konusu Şii-Batıni yapısından soyutlanmıştır. Bu anlamda Nizamülmülk ile Selahaddin Eyyubi’nin yürüttükleri siyasetin devamlılık arzettiği de görülmektedir. Belki de bu halkanın başına Hz. Ömer’i eklemek gerekir.

Esasında mezhep çatışmasını ortadan kaldırmak için mücadele eden, dolayısıyla ismiyle müsemma olarak mülkte, siyasette, kısacası ictimai hayatta nizamın, hukukun tesisi için gayret gösteren Nizamülmülk, Şii-Batıni fedaisi tarafından bir ramazan günü öldürülmüştür.

Nizamülmülk ve Gazzali’nin her ikisi de Fars Horasan Tus doğumludurlar, dolayısıyla Fars kültür havzasında yetişmişlerdir. Bununla birlikte Nizamülmülk ismi, ve Gazali ismi kültürel kodlarımız için o kadar aşina isimler haline gelmişlerdir ki bu durum onların milliyetlerinin Farisi olmalarını gölgede bırakmıştır. Esasında her iki isim de İslam dininin sahih ana damarını teşkil eden ehli sünnet çizgisini temsil eden kitle (sevad-ı a’zam) için çok değerlidir.

Şiilik eksenini merkeze alan Farısi kültür havzasının günümüzde dahi tartışılan Müslümanlar içindeki konumunu anlamak ve çözüm üretebilmek için Nizamülmülk ve Gazzali’nin çabalarını iyi değerlendirmek gerekir. Bu anlamda Nizamülmülk ve Gazali’nin günümüz meselelerinin çözümünde için de çok değerli isimler olduğunu söylemek durumundayız. Nitekim Osmanlı kendisinden önceki bu tecrübeyi değerlendirmiş olsa gerektir ki doğru sonuçlar elde etmiştir.

 


[1] ‘Epistemik Cemaat’ kavramını düşünce dünyamıza kazandıran Hüsamettin Arslan olmuştur. Yazar, aynı zamanda Doktora tezi olan söz konusu çalışmasında üretilen her türlü bilginin, bir dünya görüşü etrafında bir araya gelmiş belirli bir topluluk tarafından üretildiğini, dolayısıyla bu grubun kelimenin felsefi anlamıyla epistemik bir cemaat teşkil ettiğine dikkat çekmektedir. Bkz.: “Epistemik Cemaat/Bir Bilim Sosyolojisi Denemesi, Paradiğma Yayınevi”

[2] Edward Said, Enteletüel, çev., T. Birkan, Ayrıntı Yayınları

[3] Abdulkerim Özaydın, “Nizamülmülk”, DİA, 33, s. 195.

[4] Abdulkerim Özaydın, “Nizamülmülk”, DİA, 33, s. 195.

[5] Abdulkerim Özaydın, “Nizamülmülk”, DİA, 33, s. 194.

[6] Abdulkerim Özaydın, “Nizamülmülk”, DİA, 33, s. 195.

[7] Abdulkerim Özaydın, “Nizamülmülk”, DİA, 33, s. 191.

[8] Abdulkerim Özaydın, “Nizamiye Medreseleri”, DİA, 33, s. 189

[9] Abdulkerim Özaydın, “Nizamülmülk”, DİA, 33, s. 191.

[10] Eymen Fuad Seyyid, “Fâtımiler”, DİA, 12, s. 230.

 

 

KAYNAK: http://www.tefekkurdergisi.com/icerik.asp?dergi=56&konu=1457

Bu Yazı 2428 Defa Okunmuştur.