Esma-ül Hüsna (Allah'ın Güzel İsimleri)
       

Esmâü’l-Hüsnâ

(Allah’ın Güzel İsimleri)

 

Allah’ın güzel isimleri mânâsına gelen “Esmâ-i Hüsnâ” ta­­biri Kur’ân’da zikredilmektedir. Bu konudaki iki âyetin me­­âli şöyledir:

“En güzel isimler Allah’ındır. O isimlerle Ona dua edin.”1

“De ki: Ona ister Allah diye dua edin, ister Rahman diye dua edin. Hangisiyle dua ederseniz edin, en güzel isimler Onun­dur.”2

Evet, kâinattaki her varlık üzerinlerde Allah’ın isimleri­nin tecellilerini gösterir. Meselâ her bir varlığın besin ihtiya­cı­­nın karşılanmasında ap açık bir rızık verme fiili vardır. Bu fi­il, “rızık verici” mânâsında Allah’ın Rezzak ismini gösterir. Can­lıların her birine, kendi ihtiyacına göre bir görme ve işit­me kabiliyetini vemiştir. Bu ise onu yaratan Zatın “her şeyi hak­­kıyla gören” ve “her şeyi hakkıyla işiten” mânâlarındaki Ba­­sîr ve Semî isimlerini gösterir. Kusurları örtmesi Settar is­mi­ni, günahları bağışlaması Afüvv ve غafûr isimlerini göste­rir. Bunlar gibi kâinatta gözümüzle gördüğümüz bütün fiil­ler Allah’ın bir isminin tecellisidir.

Allah’ın isimleri pek çoktur. Ancak bu isimlerden en meş­­hurları Peygamberimizin de bildirdiği gibi 99’dur.

Bir hadiste Peygamber Efendimiz (a.s.m.), “Allah’ın 99 is­mi vardır. Kim bunları, mânâlarını bilerek ve idrak ederek sayarsa Cennete girer” buyurarak aşağıda yer alan isimleri bildirmiştir.3

Ayrıca Peygamber Efendimizin (a.s.m.) hususi bir duası olan Cevşenü’l-Kebîr’de, Peygamberimiz Rabbine “bin bir” ismiyle niyazda bulunmaktadır.

Allah’ın bu yüce ve güzel isimlerinin kâinattaki tecellile­ri­ni görüp düşünmenin yanında, Kur’ân’dan ve Peygamber Efendimizden öğrendiğimiz gibi, dualarımızı Rabbimizin isim­leriyle yaparız. Bununla birlikte hadiste de geçtiği gibi, is­teyen Esmâ-i Hüsnayı ezberleyebileceği gibi, isteyen de yü­zünden okuyabilir.

Esmâ-i Hüsnâ ve kısa mânâları şöyledir:

هُوَ اللهُ الَّذِﻯ لاٰۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُواَلرَّحمٰنُ الرَّحِيمُ اْلمَلِكُ اْلقُدُّوسُ

السَّلاَمُ اْلمُؤْمِنُ اْلمُهَيْمِنُ اْلعَزِيزُ اْلجَبَّارُ اْلمُتَكَبِّرُ اْلخَالِقُ اْلبَارِئُ

اْلمُصَوِّرُ اْلغَفَّارُ اْلقَهَّارُ اْلوَهَّابُ الرَّزَّاقُ اْلَفَتَّاحُ اْلعَلِيمُ اْلقَابِضُ 

اْلبَاسِطُ اْلخَافِضُ الرَّافِعُ اْلمُعِزُّ اْلمُذِلُّ السَّمِيعُ اْلبَصِيرُ اْلحَكَمُ 

اْلعَدْلُ اللَّطِيفُ اْلخَبِيرُ اْلحَلِيمُ اْلعَظِيمُ اْلغَفُورُ الشَّكُورُ اْلعَلِىُّ 

اْلكَبِيرُ اْلحَفيِظُ اْلمُقِيتُ اْلحَسِيبُ اْلجَلِيلُ اْلكَرِيمُ الرَّقِيبُ

 اْلمُجِيبُ اْلوَاسِعُ اْلحَكِيمُ اْلوَدُودُ اْلمَجِيدُ اْلبَاعِثُ الشَّهيِدُ 

اْلحَقُّ اْلوَكِيلُ اْلقَوِﻯُّ اْلمَتِينُ الْوَلِىُّ اْلحَمِيدُ اْلمُحْصِى اْلمُبْدئُ

 اْلمُعِيدُ اْلمُحْيِى اْلمُمِيتُ اْلحَىُّ اْلقَيُّومُ اْلوَاجِدُ اْلمَاجِدُ اْلوَاحِدُ

 الصَّمَدُ اْلقَادِرُ اْلمُقْتَدِرُ اْلمُقَدِّمُ اْلمُؤَخِّرُ اْلاَوَّلُ اْلآخِرُ الظَّاهِرُ

 اْلبَاطِنُ اْلوَالِىُّ اْلمُتَعَالِى اْلبَرُّ التَّوَّابُ اْلمُنْتَقِمُ اْلعَفُوُّ اْلرَّؤُفُ 

اْلمَالِكُ اْلمُلْكِ ذُو اْلجَلاَلِ وَ اْلاِكْراَمِ اْلمُقْسِطُ اْلجَامِعُ الغَنِىُّ 

اْلمُغْنِى الْمَانِعُ الضَّارُ النَّافِعُ النُّورُ اْلهَادِﻯ اْلبَدِيعُ اْلبَاقِى

 اْلوَارِثُ الرَّشِيدُ الصَّبُورُ

Allah: Bütün noksan sıfatlardan münezzeh; kâmil, ezelî sı­fatlara sahip ve tek mabud olan Yüce Allah. İsm-i Âzam.

er-Rahmân: Şefkat ve merhametinin eserleri kâinatı dol­du­ran; ebedî saadet bir parıltısı; dünyadaki bütün rızık ve nimetleri ihsan eden.

er-Rahîm: Rahmeti her şeyi kuşatan, kâinattaki bütün ni­met ve iyilikler, af ve rahmet, şefkat ve merhamet Onun eseri olan.

el-Melik: Zerrelerden gezegenlere, ezelden ebede kadar her şey Onun mülkü olan.

el-Kuddûs: Bütün noksanlıklardan pâk ve temiz, dalalet eh­­linin batıl fikirlerinden münezzeh, bütün kâinatı temizle­yen ve güzelleştiren, varlıkların tesbihleri onun kudsî isim­le­rine bakan.

es-Selâm: Her kusurdan, aczden, nakıstan ve başkaların Onun kusur ve noksan ve zarar iras etmesinden hadsiz de­re­­cede münezzeh ve emin olan; herkese selâmet ihsan eden, mü’­­minleri Cehennem azabından salim kılan.

el-Mü’min: Hıfz ve himayesiyle her korkuyu gideren, her tehlike ve felaketten emniyet ve eman veren.

el-Müheymin: Bütün varlıkları gözeten, murakabe eden, ko­ruyan.

el-Azîz: Saltanatında kimseyi haddinden tecavüz ettir­meyen, bütün varlıklar tezellül içinde emrine boyun eğen.

el-Cebbâr: Bütün varlıklar her şeyiyle doğrudan doğruya kudretine müteveccih olan, hiçbir şey kudretine muhalefet edemeyen.

el-Mütekebbir: Bütün varlıkların sıfatlarından son de­rece yüksek olan, varlıklar aynasında kibriyasını gösteren ve Kendisini kibriyasına layık sıfatlarla tavsif eden.

el-Hâlık: Bütün varlıkları ezelî ilmiyle takdir edip nizam ve intizam içinde icat eden ve tedbirini görüp ihtiyaçlarını yetiştiren.

el-Bâriü: Her varlığı belirli ve seçkin sûretleriyle yaratan.

el-Musavvir: Her varlığa ihtimamla sûretler vererek sana­tının kemâlinin güzelliğini, güzelliğinin kemâlini göste­ren.

el-Ğaffâr: Hadsiz rahmetiyle, fazl ve keremiyle bütün gü­­nahları tekrar tekrar bağışlayan.

el-Kahhâr: Bütün varlıkları emir ve iradesi altında dön­dü­­ren, hiç kimse hükmü altından tecavüz edemeyen, de­vam­­lı olarak insanlık âlemindeki gayret ve celâl sillesiyle iz­zet ve azametini gösteren.

el-Vehhâb: Hesaba gelmeyen çeşitli ihsanlarıyla ve rah­me­tinin her çeşit hediyeleriyle her mahluka layık olduğu ih­sanı her zaman yapan.

er-Rezzâk: Bütün mahlukat türlerinin ayrı ayrı rızıklarını tam bir düzen ve intizam içinde, rahmet ve hikmetle vakti vaktine ve devamlı ihsan eden.

el-Fettâh: Varlıkların ayrı ayrı sûretlerini bir anda açan ve her birine muntazam şahsiyet veren, görünen ve görün­meyen âlemlerin bütün bereket ve fetih kapılarının anah­tarları elinde olan.

el-Alîm: İlmi ezelden ebede her şeyi beraber ihata eden, hiçbir şey ilminden gizlenmeyen.

el-Kaabıd: Ruhları, kalbleri, nefisleri ve bütün varlıkları kudretinde tutan, maddi ve manevi bütün darlıklar Onun dilemesi sonucu olan.

el-Bâsıt: Varlıklardaki bütün genişlik, inşirah ve ziyade­lik rahmet ve dilemesiyle meydana gelen.

el-Hâfıd: Kâfirleri zelil kılan, alçaltan.

er-Râfi’: Maddi ve manevi bütün rütbeler Onun dileme­sine tabi olan, her şey Onun yükseltmesiyle yükselen, her şey Onun yüceltmesiyle yücelen.

el-Muizz: Dilediğini dilediği şekilde aziz kılan.

el-Müzill: Dilediğini müstahak olduğu şekilde zillete dü­şüren.

es-Semi’: Ezelden ebede bütün varlıkların bütün seslerini beraber işiten, kâinattaki bütün sesler ve işitmekler Onun her kusurdan münezzeh ve her şeyi kuşatan işitme sıfatının tecellileri olan.

el-Basîr: Gizli ve açık her şeyi gören ve her canlıya layık ve münasip gözü hikmet ve kudretiyle veren.

el-Hakem: Kâinatı bir hikmet kitabı şeklinde yazan; her şeyi hikmetle yapan, her işi hikmetle gören, hikmetinin eserleri varlıklar üzerinde görünen.

el-Adl: Kâinatı bütün mevcudatıyla mizan altına alan, her şeye en uygun vaziyeti verdiren, her canlıya hayat hak­kını veren, mütecavizleri durduran ve cezalandıran, haşirde mutlak adaletini tecelli ettiren.

el-Latîf: Varlıkları latif incelikler ve nâzinin güzellikler içinde yaratan, canlıları inayet ve ikramına mazhar eden ve ezelî ilmi eşyanın bütün inceliklerine nüfuz eden.

el-Habîr: Varlıkların küçük büyük, gizli açık bütün halle­rinden her zaman haberdar olan.

el-Halîm: Günahkâr kullarına onca isyanlarına rağmen tev­be kapısını açık bırakıp onları rahmet ve keremiyle rızık­lan­dırmaya devam eden.

el-Azîm: Bütün varlıkları kudretinde tutan, sonsuz sıfat ve isimlerinin tecellileri zerrelerden Arşa kadar her şeyi iha­ta eden.

el-Ğafûr: Rahmetiyle bütün günahların hepsini birden ba­ğışlayan.

eş-Şekûr: Bütün kulların bütün şükürlerinden haberdar olan, şükredenlerin nimetlerini arttıran ve en küçük bir ame­li zayi etmeden bütün iyiliklere çok sevaplar veren.

el-Aliyyü: Zat, sıfat ve isimleriyle bütün kusur ve nok­san­dan yüce, akla gelebilen bütün mertebelerin fevkinde bu­lu­nan.

el-Kebîr: Mümkün ve düşünülen bütün büyük varlıklar­dan ve kibriya mertebelerinden hadsiz derecede büyük olan.

el-Hafîz: Varlıkların her halini kaydedip hıfzeden, yüz­bin­lerce canlının nesillerini tohumlarda ve nutfelerde muha­fa­­za eden, insanların bütün amellerini muhasebe için dik­katle kaydeden.

el-Mukît: İlim ve kudretiyle her şeyi kuşatan ve her şeyi gö­rüp gözeten.

el-Hasîb: Varlıkların amellerinin muhasebesini hıfzeden, düşmanlarının hücumuna maruz âciz varlıkların imdadına rah­metiyle yetişen ve onların bütün ihtiyaçlarına kâfi bir vekil olan.

el-Celîl: Bütün celâl sıfatlarıyla muttasıf, varlıklar üze­rinde haşmetini gösteren.

el-Kerîm: Bütün canlıları binlerce duygu ve âletlerle tec­hiz eden, sonsuz rahmet hazinelerini önlerine seren ve onla­rın terbiyesinde sonsuz keremi görünen.

er-Rakîb: Bütün varlıkların her halini bilen ve kaydeden.

el-Mucîb: Bütün mahlukatın dualarına rahmet ve inaye­tiy­le dâima cevap veren.

el-Vâsi’: Kudreti, rahmeti, mağfireti ve tecellileri, sıfat ve isimleri bütün varlıkları kuşatan.

el-Hakîm: Her şeyi hikmetle yapan, her işi hikmetle gö­ren, hikmetinin eserleri varlıklar üzerinde görünen.

el-Vedûd: Cemâlini; isimlerini ve yaratıklarının güzel­likle­rini çok seven ve rahmetinin güzel meyveleriyle kendini ya­ratıklarına sevdiren.

el-Mecîd: Zat ve sıfatı herşeyden yüce, isimleri güzel, fiilleri kerim, eserleri latif, lütfu çok, ikramı aziz olan.

el-Bâis: İnsanlara elçiler göndererek razı olduğu şeyleri bildiren, haşirde bütün ölüleri kabirlerinden çıkararak hu­zurunda toplayan.

eş-Şehîd: Bütün varlıklar her an nazarında bulunan, var­lık ve birliğine, elçilerinin ve kitaplarının hak olduğuna ke­lâ­mı ve eserleriyle bizzat şahitlik eden.

el-Hakku: Bütün sıfat ve isimleri, icraat ve şuunatı hak ve hakikat olan, hukukları zayi etmeyen, eşyanın hakikatleri isimlerin tezahürü ve sıfatlarının tecellileri olan.

el-Vekîl: Bütün varlıkların ihtiyacını tedarik eden, bütün hal ve hareketlerini bilen, gözeten ve insanların her şeyine kâfi olan.

el-Kaviyyü: Kuvveti bütün kâinatı istila ve bütün eşyayı zapteden ve bütün varlıkları hükmü altına alan.

el-Metîn: Her şeyi emrine boyun eğdiren, kuvvetine hiç­bir zorluk ârız olmayan.

el-Veliyyü: Varlıkların bütün ihtiyaçlarını deruhte eden, kendisine imanla bağlananları her zaman yardım ve hima­yesiyle ve pek yakın dostluğuyla koruyup gözeten.

el-Hamîd: Bütün varlıkların ettikleri hamd ve sena, me­dih ve şükürler Ona layık ve ait olan.

el-Muhsî: Yerin altından yedi göklere, zerrelerden yıl­dız­la­ra, dünyadan âhirete, ezelden ebede kadar geçmiş ve ge­le­cek, olmuş ve olacak her şey ezelî ilmi ile sayılan ve belli ade­di, mahsus miktarı irade ve kudretiyle yaratılan.

el-Mübdî: Bütün varlıkları ilk yaratılışlarında kudretiyle icat eden.

el-Muîd: Ölmüş ve dağılmış varlıkları ilk yaratılışlarında olduğu gibi, yeniden yaratan ve iade eden.

el-Muhyî: Cansızlara can veren, canlıları öldükten sonra doğrudan doğruya perdesiz, vasıtasız kudretiyle dirilten.

el-Mümît: Bütün canlıları belli bir ecel içinde hikmetiyle terhis edip ölüme mazhar eden, ölümü yaratan.

el-Hayyü: Ezelî hayat sahibi olan, kâinattaki bütün can­lılar üzerinde taklit edilmez mührü bulunan.

el-Kayyûm: Bizâtihî kaim ve daim olan, bütün varlıklar Onunla vücutta kalıp devam eden, kıyam ve beka bulan.

el-Vâcid: Varlığı hiçbir şeye ihtiyaç göstermeyen, vücudu vacip olan ve bütün mevcudatı yoktan icad eden.

el-Mâcid: Zatı, sıfatı ve ismi izzet ve azametin, şan ve şe­refin sonsuz mertebesinde bulunan.

el-Vâhid: Zatında, sıfatında ve isimlerinde tek olan, kâi­natı binlerce birlik perdeleri içinde yaratan ve taklit edilmez mühürleriyle bütün varlıklarda birliğinin delillerini nakşe­den.

es-Samed: Varlıkların bütün ihtiyaçlarından münezzeh bulunan ve herşey Ona muhtaç olan.

el-Kadîr: Her şeyi sür’atle, kolaylıkla yaratan, büyüğü küçük kadar sanatlı icad eden, sonsuz kudreti her şeyi kuşa­tan.

el-Muktedir: Mutlak kudretine bütün varlıkları sonsuz tezellül içinde itaat ettiren.

el-Mukaddim: Zaman ve mekân, maddi ve mânevî mer­tebe itibariyle bütün takdimler Onun takdirine bakan, dile­diğini önce getiren, dilediğini şeref ve rütbede takdim eden.

el-Muahhir: Her şeyi belli bir vakte, cezayı belli bir za­mana ve Mahkeme-i Kübraya bırakan.

el-Evvel: Ondan önce hiçbir şey mevcut olmayan, her şe­yin başlangıcı ve aslı Onun ezelî ilminin düsturlarıyla tan­zim edilen

el-Âhir: Herşeyden önce bâki olan ve her şeyin sonu, nesli, geleceği ve neticesi Onun emirleriyle tanzim edilen.

ez-Zâhir: Her varlığın muntazam, ölçülü, nakışlı ve süslü sû­retlerinde organ ve duygularında cemal ve kemalinin eser­lerini gösteren, varlık ve birliğinin delilleri her şeyde açık­ça görünen.

el-Bâtın: Bütün varlıkların içyüzleri ve canlıların bede­nin­de işleyen tezgâhlar ilim ve kudretine tabi olan.

el-Vâli: Her şeyi her an idaresi altında tutan.

el-Müteâlî: Yaratılmışlar için mümkün görünen her şey­den pek yüce.

el-Berrü: Hayır ve ihsanı her tasavvurun üstünde, in’am ve ikramı her tavsifin üzerinde olan.

et-Tevvâb: İsyanından dönen bütün günahkârların tevbelerini dâima kabul eden.

el-Müntakim: Kâfirlere, günahkârlara layık oldukları ce­zayı veren.

el-Afüvv: Günahları silen, çok affeden ve affetmeyi se­ven.

er-Raûf: Her canlıya müteveccih olan hususi şefkatini gös­­teren.

Mâlikü’l-Mülk: Ezelden ebede kâinatın yegâne maliki ve mutlak hakimi olan.

Zü’l-Celâli Ve’l-İkrâm: Âlemde bütün celalli tasarruflar ve haşmetli icraat, merhametli ikramlar Onun celalinin te­cellisi olan, celâl ve ikram sahibi.

el-Muksıt: Adaletle hükmeden, mazlumların hakkını za­limlerden alan.

el-Cami’: Zatında, sıfatında isim ve fiillerinde bütün ke­ma­lat çeşitlerini toplayan, en büyük mahlukatındaki hik­met ve sanat nümunelerini en küçük varlıkta da derceden, eser ve fiillerinde zıtları biraraya getirerek azametini göste­ren ve ha­şirde mahlukatı huzurunda toplayan.

el-Ğaniyyü: Mutlak zenginliğine nihayet olmayan, hiçbir şekilde kâinata ve varlıklara ihtiyacı bulunmayan.

el-Muğnî: Bütün varlıkların bütün ihtiyacı tükenmez servet ve hazinelerinden tedarik edilen, her varlığın servet ve zenginliği Onun sonsuz servetinden ihsan edilen.

el-Mânî: Varlıkları hadlerini tecavüzden, mülküne ortak olmaktan men eden, muzır sebepleri izni dışında mahluka­tına zarar vermekten alıkoyan.

ed-Dârru: Her türlü zarar elinde bulunan, izniyle var olan, zarar murat ettiği bir kimseden o zararı geri çevirecek Ondan başka hiç kimse bulunmayan.

en-Nâfiu: Bütün hayır ve menfaat elinde bulunan ve kudretiyle var olan; hayır murat ettiği bir kimseden o hayrı geri çevirecek Ondan başka kimse bulunmayan.

en-Nûr: Bütün nurlar, nurunun kesif bir gölgesi olan.

el-Hâdî: Hidayeti, hikmet ve dilemesiyle ihsan eden, kullarına maddi ve mânevî bütün zarar ve menfaatlerini gösterip doğru yola hidayet eden.

el-Bedi’: Birliğinin delilleri, sıfat ve isimlerinin kemalatı varlık aynalarında ap açık görünen.

el-Bâkî: Zat, sıfat ve isimleriyle dâimî olan, her türlü ze­val ve fenâ şüphesinden münezzeh olan.

el-Vâris: Mülkün ezelî ve ebedî sahibi olan, Ondan başka her şey zeval ve fenaya mahkûm olan ve Ona dönen.

er-Reşîd: Kâinatı bütün varlıklarıyla istikametli, hikmetli en kısa ve en kolay yola sevk eden.

es-Sabûr: Bütün âsilere layık oldukları cezayı vermeye kadir olduğu halde cezada acele etmeyen ve bütün sabre­denlerin sabırları Onun medet ve rahmetiyle ihsan edilen.

 

__________________________________

 

1. Araf Sûresi, 180.

2. İsrâ Sûresi, 110.

3. Tirmizî, Daavât: 83. (İsimlerin meâlleri için Ümit Şimşek’in Risale-i Nur Işı­ğında Cevşen Meâli isimli eserinden istifade edilmiştir.)

 

Bu Yazı 3086 Defa Okunmuştur.