İlk Müceddid ve Beşinci Raşit Halife Ömer Bin Abdülaziz
       

İlk Müceddid ve Beşinci Raşit Halife

ÖMER BİN ABDÜLAZİZ

 

İkram ASLAN

 

Ne zaman Asr-ı Saadet'e dair bir şey duysak hayallerimiz o devirlere götürür bizleri ve gayriihtiyari bir tebessüm belirir simalarımızda. Bu, Mekke-Medine sokaklarında dolaşırken Cahiliye döneminin soğuk kışında uyuşan ruhların, İslamiyet baharının ılık meltemiyle kıpırdamasından mütevellit tatlı tebessümüne şahitliğinin bizdeki aksidir aslında. Maddi olarak mutlu kılacak şeylere sahip değiller insanlar. Bir hurmayı aş, birkaç yudum suyu katık etmekle yetinmek zorundadırlar. Bazen iki, bazen üç günde bir ancak bir şeyler yiyebilecek kadar zor durumda olanlar vardır. Açlıktan karınlarına taş bağlıyorlar. Fakat mutlular... Maddiyatın insanların kalbini tatmin etmediğinin apaçık göstergesi olan bu zamanda dolaştığımız her lahza, farklı güzelliklere ve saadetlere şahitlik eder, biz de mesut oluruz.

Allah Resulü aleyhissalatü vesselam “Bir gün elinizde zekâtla dolaşacak, fakat verecek kimse bulamayacaksınız” diyor. Havsalamız bunu idrakten aciz kalıyor. Acaba bir teselli ifadesi miydi bu? Yok, hayır. “O kendi keyfine göre konuşmaz. O ancak kendisine vahyolunanı söyler” buyurduğuna göre Rabbimiz Necm suresinde, elbette bu sözlerin tahakkuk edeceği bir zaman olacaktı.

Derken Allah Resulü aleyhissalatü vesselam beka âlemine irtihal buyuruyor ve etraftan birtakım soğuk esintiler hissetmeye başlıyoruz. İslamiyet'i gönlüne tam yerleştirememiş olanlarda caymalar, onu benimsemekte güçlük çekenlerde homurdanmalar baş gösteriyor. İşte bu yüzden ilk dört raşit halifenin ağırlıklı hizmeti, Kur'an ve Sünneti kalplerde sabit kılıp ümmeti bir arada tutma ve İslamiyet'i yeni kalplere ulaştırma ekseninde dönüyor.

Hz. Ali kerremallahü veche şehit edildikten sonra, çoğunluğun kararıyla Hz. Hasan hilafete getiriliyor. Altı ay kadar halifelik yaptıktan sonra, Allah Resulü aleyhissalatü vesselamın geleceğe dair verdiği bir mucizesini haklı çıkararak hilafetten feragatte bulunuyor. Çünkü “Allah onun vasıtasıyla Müslüman- ların iki büyük ordusunu barıştıracaktır” buyurmuştur yıllar öncesinden dedesi Allah Resulü aleyhissalatü vesselam. Böylece hilafet makamına Hz. Muaviye geçiyor ve Emevîler Dönemi başlıyor.

Hz. Hasan'la Hz. Muaviye'nin yaptığı anlaşma gereğince Hz. Muaviye'den sonra hilafete Hz. Hüseyin geçecektir. Ancak Hz. Muaviye'den sonra hilafete Yezid'in geçeceği söylenince ve bunu kabul etmeyenlere kılıç gösterilince, Hz. Hüseyin bu haksızlığı kabul etmiyor ve zulme karşı dik bir duruş sergiliyor. Uzun süre devam eden mücadele neticesinde Hz. Hüseyin'in şehit ediliyor ve bu hadise Müslümanların bağrında büyük bir yara açarak kabuk bağlamaya terk ediliyor.


Bütün bunlar olup biterken her ne kadar zenginlik artıyor olsa da, bu sefer insanlardaki huzur ve saadet halinde gözle görülür bir azalma oluyor. Çünkü Resulullah aleyhissalatü vesselamın halifeleri zamanındaki şura düzeni kayboluyor, Hz. Muaviye'nin oğlu Yezid'i atamasıyla artık halifelik saltanata dönüştüğü için insanlar mabeyninde huzursuzluk zuhur ediyor. Zamanla karşı çıkanlar oluyor; ancak idareyi elinde bulunduranlar sert tedbirler uygulama- ya başlıyorlar. Öyle ki, Emevî halifelerinden Velid bin Abdülmelik-tıpkı babası gibi-“En iyi hatip kılıçtır!” diyecek ve dâhilde sükûneti sağlamak için her türlü itirazı isyan addedip askerle cevap verecek bir yol takip edebilecektir.

Gelirlerin önemli bir kısmının idarede temayüz etmiş aileler arasında pay edildiği bir ortamda zenginliğin artmış olması Müslümanlar için pek bir fayda sağlamıyor. Saadet günlerinin ihtiyaç içinde geçen, karınlara taş bağlanan günlerine özlem duyar haldedir insanlar. Kardeşler arasındaki savaşlara ve güçlü olanın haklı olduğuna şahitlik edenlerin kalplerinde tarifi imkânsız bir rahatsızlık yankılanıyor.
Asr-ı Saadet'in ihlas ve samimiyetini bilen kalplerden ince bir ah yükseliyor ilahî semalara... Ruhlar, artık bu kabz halinin son bulması için çırpınıp durmakta... Gönüllerden taşanlar “Felah gönder Allah'ım!” diye dolanmakta dillere.
Hal ve kal dillerinden yükselen duaları karşılıksız bırakmayan Allah, iyiyle kötüyü, hakla batılı, adaletle haksızlığı hassas ölçülerle ayırarak “Faruk” unvanını layıkıyla alan Hz. Ömer bin Hattab'ın soyundan ikinci bir Ömer gönderiyor insanların imdadına. Aslında baba tarafından Emevîdir Ömer bin Abdülaziz. Ancak o, çocukluğundan beri annesinin dedesi olan Hz. Ömer bin Hattab'a karşı bir hayranlık duymakta ve onun her halini öğrenme arzusundadır. Zamanı gelince, bu öğrendiklerini büyük bir hassasiyetle uygulamaya sokacaktır Ömer bin Abdülaziz. Çok kısa bir zamanda adalette öyle bir noktaya ulaşacaktır ki, adalette dedesine atfen “İkinci Ömer” diye yâd edilecektir.

***

Bu noktadan itibaren Hucurat suresinin 9. ayetini alarak hayalimizi biraz geriye doğru sarıyoruz:

“Mü'minlerden iki topluluk birbiriyle çarpışacak olursa aralarını düzeltin.
Onlardan biri diğerine karşı tecavüzünde ısrar ederse, saldıran tarafla, onlar Allah'ın hükmüne dönünceye kadar savaşın.

Eğer dönerlerse siz de aralarını adaletle düzeltin ve doğruluktan ayrılmayın. Şüphesiz ki Allah adaleti ve doğruluğu muhafaza edenleri sever.”

Bu ayet-i kerime, Allahu a'lem sanki üç zamana işaret ediyor. Şöyle ki:

Şam Valisi Hz. Muaviye'nin Hz. Hasan'ın halifeli- ğini kabul etmemesi üzerine karşı karşıya gelen iki Müslüman orduyu, halifelikten feragatte bulunarak barıştıran Hz. Hasan'da tahakkuk etmiş oluyordu bu ayetin ilk cümlesi.

Emevîlerin verdikleri sözde durmayıp Hz. Hüseyin'in hilafete geçmesi gerekirken Yezid için biat istemeleri ve bunda ısrar ederek haksızlık etmeleri üzerine Hz. Hüseyin'in onların saldırılarına karşılık vermesiyle ikinci cümledeki hakikat tezahür ediyordu.

Ömer bin Abdülaziz'in hilafeti ile bu ayet-i celilenin üçüncü cümlesi ve fezlekesi tahakkuk ediyor ve ehl-i İslam derin bir nefes alıyordu. Emevîlerin güttükleri politika neticesinde sıkıntılı günler yaşayan Ehl-i Beytin üzerindeki baskılar kaldırılarak hakları geri veriliyordu. Yıllardır savaşmaktan yorgun düşmüş, at sırtını vatan ittihaz etmiş askerler artık yuvalarına dönüyordu. Haklı olduğuna inanan ama sürekli kılıçla karşılık gören Haricilere, savaşarak değil konuşup anlaşarak meseleleri halletme teklifinde bulunuyordu Ömer bin Abdülaziz. Nitekim bazı Haricî liderler bu çağrıya cevap vererek gelip onunla uzun uzun tartışacak ve neticede onu haklı bularak onun büyük hayranı olacaklardı.

Adalette ciddi temayüz eden yeni halife Ömer bin Abdülaziz'in pek çok icraatından bir tanesi de bazı ailelere hazineden ödenen ayrıcalık maaşını kesme- siydi. Bunu yapmakla karşısına bir düzine düşman aldığının farkındaydı. Üstelik defalarca ölüm tehdidi almıştı. Onu ölümle tehdit edenlere o, İsra suresinin 52. ayetiyle karşılık veriyordu: “Sizi çağıracağı gün, O'na övgüyle icabet edecek ve orada pek az bir süre kaldığınızı zannedeceksiniz.” Bir defa o, Hak yoluna baş koymuş, karşısına çıkacak en kötü ihtimalleri bile göze almıştı.

Değil sadece Müslümanlar, gayrimüslim halk dahi kendisinden çok razıydı. Çünkü o, haksızlık musluğunu kapatıp, adalet vanasını açmıştı. İnsanların sa'y ü gayretlerini bir asalak gibi emen etkenler bir bir kaybolmaya başlayınca halk gittikçe zenginleşmeye başlıyordu.

Ve...

Öyle bir gün geldi ki, zekât memurları köy köy dolaştıkları halde zekât verecek kimse bulamamaya başladılar. Bunları halifeye iletip “Elimizde kalan zekâtları ne yapalım?” diye sorduklarında, “Evlenme vakti gelen ama maddi durumu el vermediği için evlenemeyen gençleri evlendirin” şeklinde cevap yazıyordu. Zekât memurları bir süre sonra tekrar mektup gönderip “Dediklerinizi yaptığımız halde hâlâ zekâttan kalanlar var” diyorlardı. “Öyleyse ondan da-belli bir süre sonunda geri ödemeleri koşulu ile-gayrimüslimlere borç verin” diyerek gayrimüslim tebaadan yatırımda bulunmak isteyen ama maddi varlığı olmayanları da destekliyordu Halife Ömer bin Abdülaziz. Böylelikle Allah Resulü aleyhissalatü vesselamın yıllar öncesinden haber verdiği mucize gerçekleşiyor ve Müslümanlar hem madden hem de kalben rahat, ferah, felah bir dönem yaşıyorlardı.

Zaman içerisinde Kur'an ve Sünnetten gittikçe uzaklaşan ümmeti tekrar Asr-ı Saadet'teki çizgisine oturtmayı başaran Ömer bin Abdülaziz, burada saymakla bitiremeyeceğimiz onca icraatını, 29 ay gibi kısa bir halifelik dönemine sığdırmıştı, Allah'ın izni ile.

Bir ucu Fransa'ya diğeri Semerkant'a dayanmış muazzam bir devletin en üst kademesinde bulunan Ömer bin Abdülaziz, halkı rahat etsin diye kendisine rahat etmeyi lüks sayıyor. Yüklenmiş olduğu sorumlu- luğun altında o kadar eziliyor ki, kendisinin ve çocukla- rının ihtiyacı olduğu halde hazineden çok küçük bir şey bile almaya cesaret edemiyor.

Bir teftiş sonrasında yardımcısına soruyor:

“Sence yardıma muhtaç çok kimse kalmış mıdır?”

 

http://www.tefekkurdergisi.com/icerik.asp?dergi=54&konu=1413

Bu Yazı 1825 Defa Okunmuştur.