Sadreddin Konevi'yi Anlamak
       

SADREDDİN KONEVİ’Yİ ANLAMAK

Prof. Dr. M. Erol KILIÇ

 

Sadreddin Konevi kimdi, fikirleri neydi, ne demek istiyordu? Bunların anlaşılması belki zaman alacak bir husus. Ancak bu gibi çalışmalarla Sadreddin Konevi ve onun mektebinin temsil ettiği İslam düşüncesinin önemi inşaallah zamaniçerisinde daha iyi anlaşılacağı kanaatindeyim. Sadreddin KoneviXIII. yüzyıl Konya'sında yaşadı. XXI. yüzyılda İslam dünyası Mağrip'ten Maşrık'a kadar bir dönüşüm içerisinde. Bazıları Arap Baharı diyor. Arap baharı, Arap kışına döner mi? Baharın ardından kış gelir mi, kışın ardından yaz gelir mi, diyenler var. Değişik sahnelerde bunları tartışmaktadırlar. Evet, bizlere ilk bakışta bu gelişmelerin siyasi veya ekonomik olaylar olduğu, bu sebeplerden, sıkıntılardan halkların isyan ettiği zannı düşüncesi bulunmaktadır. Evet, zahiren görünen bu. Lakin şundan emin olalım ki, Arap dünyasında başlayan ve hâlâ devam eden İslam dünyasının genelindeki arayışların hepsi “Hangi İslam?” sorusunun cevabının aranma çalışmalarıdır. Şu an İslam dünyası ciddi manada geleneksel, ananevi İslam'dan uzaklaşmanın sıkıntıları içerisindedir.

Öyle İslam anlayışları bulunmaktadır ki, açlıktan nefesi kurumuş olan bir Somali'de bomba nasıl yapılır ve 70 öğrenci nasıl öldürülür? Bunun talimini yap- makta. Somali'de adına “Gençler” denen bir hareket, bugün bir İslam devleti ilan edip, yarın sabah İslam devletinden ilk anladıkları şey olan on altı tane gencin elini kolunu kesmek suretiyle İslam tatbikine başlamışlardır. Şarkta bazı bölgelerde darü'lhadisadı altında sadece hadis öğretildiği iddiasında olan medreselerde ülkemizin dışındaki Şarkı bahsediyo- rum-bazı İslam diyarlarında olan bir olay; darü'l-hadis adı altında, nasıl bomba yapılırı öğretmekten başka bir şey öğretilmeyen adına -artık net olarak söyleyebiliriz- El Kaide'nin fikrî çıkış yeri olan Vahhabizm ve bunun uzantılarının İslam dünyasında- ki ortaya çıkardığı sıkıntılar artık örtülemez bir hâle gelmiştir. Bütün bu gelişmelerin sonucunda, İslam dünyası Şii'siyle, Sünni'siyle artık şu soruyu soruyor: “Gerçek İslam hangisiydi? Tarihteki İslam neydi? İslam medeniyeti oluşturan İslam neydi? Ariflerimizin İslam'ı neredeydi?”. Mağrip'te, Maşrık'ta bu mede- niyet öyle güzel insanlar yetiştirmişti ki, bu örnek bütün dünyaya örnek bir medeniyet göstermişti.

Şu anki arayışlar, her ne kadar Tahrir Meydanı- 'nda ve başka yerlerde siyasi olarak gözüküyorsa da, arkadaşlar şunu bilin ki, bunun arkasında ciddi bir İslam İlahiyatı arayışı var. Bu fakirin bazı kaygıları da var. Bazı zalimler gitti, bazıları gitmek üzere, bazıları gidecekler. Çünkü bir rivayette Hz. Peygamber Efendimize, bir rivayette Hz. Ali Efendimize, başka zatlara da izafe edilen çok güzel bir söz var: “El mülkü yebka bi'lküfri vela yebka bi'l-zulm”… Yani mülk, idare, yönetim küfür ile ayakta durabilir; fakat zulüm ile ayakta durmaz. Yani kâfir bir yönetim, ama insan haklarına saygılı bir yönetim, devam edebilir. Ama zalim bir yönetim Müslüman bile olsa ayakta durmaz. Ben bu sözü çok mühimsiyorum. Bu kaygım İslam dünyasındaki bu gelişmelerin ardında hangi İslam'ın geleceği konusunda bizlerin temsil etmekte olduğu ve her mekânda müdafaa ettiğimiz tasavvufi İslam'ın bazı İslam yorumları tarafından dışlanılmaya çalışıldığını görüyoruz. Kahire'de, Libya'da bazı akımlar, anti-sufi akımlar bu özgürlük hareketlerinin arkasına saklanarak bazı makamlara ve mevkilere sızmak üzereler. Ben böyle bir kaygımı dile getirmek istedim.

Sadreddin Konevi ve onun temsil ettiği İslam yorumu günümüzde Müslümanların Tahrir Meydannda dile getirmek istedikleri İslam'ın ve genel İslam dünyasının o aradığı bir çözümü olabilir. Bir modeldir İslam Tasavvuf; kulun Rabbiyle olan yabancılaşmasını ortadan kaldırıp, kendi kaynağını bizzat gösterme, tattırma, hissettirme çabasıdır, modelidir. Bir insan dininde Rabbini hissetmediği sürece ondan zevk alacak değildir. Dolayısıyla Hz. Muhyiddin-i Arabî ve onun mektebinin temsil ettiği İslam yorumu gerçek- ten, geçmişte olduğu gibi 700 yıllık bir Osmanlı İmparatorluğu'nun arka planında yatan İslam anlayışındaki ruh mimarları olduğu gibi, günümüz İslam dünyasındaki İslam arayışlarının da İslam mimarları olabilirler. Henüz buna dair bir şey yok ama biz çalışırsak olabilirler. Konya'dan bu İslam dünyasındaki arayışlara ışık tutulabilir. Takarrup kulun Allah'tan uzak olmadığını, Allah ile yakın olduğunu ve bu Allah ile olan yakınlığını tasavvuf denilen bir ilim dalıyla kişiye, ferde tattırma, hissettirme, talim etme ilmi. Çünkü O'ndan geldik, O'na döneceğiz. Çünkü O bizim Rabbimiz. Meşhur bir Hadis-i Şerif biliyorsunuz- hatta Sadreddin Konevi “Kırk Hadis” kitabında da bu hadisi kullanıyor, sufilerin çok kullandığı bir hadis, bir Hadis-i Kutsi:

“Kulum, farzlarla ve nafile ibadetlerle, yani ibadetlerin mecmuu ile o amelleriyle öyle bana yaklaşır, öyle bana teveccühte bulunur ki, benim sevgimi kazanır, ben onu sevmeye başlarım. Ben onu sevdikten sonra artık o benim yürüyen ayağım, tutan elim, gören gözüm olur” mealindeki o meşhur hadis. Burada bakınız yukarıdan aşağıya, dikey manada, enfüsi manada bir silsile başlatılıyor. Bu silsile diyor ki, ben yeryüzünde yürüyen ayağa, ele, gören göze sahibim. Demek ki yeryüzünde Allah'ın gözü, eli, ayağı diye bir tabir oluşmaya başlıyor. Böylece kul ile Allah arasında nasıl bir irtibat olduğunu görüyoruz. Allah böyle bir irtibat ağı oluşturuyor. Bu irtibatı takip etmemiz gerekiyor. Bakınız bu Hadis-i Kutsi'yi bir kenarda tutalım, ardından Sadreddin Konevi'ye hemen geçelim.

Onun hayatında önemli noktalar var. Bunlardan biri, derslerini nasıl yaptığı. Çok enteresan onu aktaracağım, ardından talebesinin nasıl çalıştığını aktaracağım .Talebesi Sadreddin Konevi'nin nasıl ders yaptığını anlatıyor. Birçok ders yaptı, hadis dersi yaptı vs. Bunlardan bir tanesi meşhur “Taiyye” Arap dünyasında çok kullanılır.

Hatta Sadreddin Konevi'nin kendisini ziyaret etmek için Kahire'ye kadar gittiği Ömer İbn'ül-Faruk'un “Taiyyesi” çok önemli bir tasavvuf metni şiirini şerh ettiği dersleri. Rivayet o ki, bu derslere-tabiri caizseŞam'da başladı, ardından Kahire'de devam etti, sonra Konya'da landı deniliyor. Uzun seneler devam eden dersler. Kahire'ye gelip bu Taiyye'nin müellifi ile şairi ile büyük arif ile de tanışmak istemiş, fakat geldiğinde vefat ettiği haberini alıyor.

O arada büyük pirlerden Ebu'l Hasen-i Şazeli Hazretleri ile Kahire'de buluştuğu ve tanıştığı rivayet ediliyor. Onu da,-Ebu'l Hasen-i Şazeli Hazretleri- Aktab-ı Erbaa'dan bir kişi olması hasebiyle zikretmek istedim. Buradaki derslerine devam eden talebeleri var. Bunlardan bir tanesi Iyki. Iyki aktarıyor, diyor ki; bazılarımız dikkatli bir şekilde kendisini dinlerdik, not almazdık. Bu bazı ariflerin derslerinde böyle, not almıyorlar kalplerine ilkah etmeye çalışıyorlar. Fakat bazıları da not alıyor. İşte Iyki diyor ki, Sadreddin Konevi Hazretleri Kahire'de Farsça olarak açıkladığı dersleri, Saideddin Fergani adlı bir talebesi kaleme alırdı diyor. Oradan bir okuma yapıyoruz, diyor ki; Üstadımız bir şiiri, bir beyiti o gün derste, şerh etmeden evvel bir odaya çekilir on- on beş dakika murakabede bulunurdu. Rivayet bu kadar. Konevi, bir başka yerde açıklıyor, diyor ki; ben o murakabede üstadım Muhyiddin-i Arabî'nin ruhaniyetinden talebinde bulunurdum, o bana açıklardı sonra cemaatin huzuruna çıkar bende olan açılımı aktaran ders yapardım, diyor. Bugün Saideddin Fergani'nin yazdığı bir kitap var, “Meşarık'üd- Darari” farsça, sonra bunu Arapçaya kendisi tercüme ediyor ve adına “Müntehal Medarik” diyor. Biz bütün ilim dünyası bunu diyoruz ki, o kitabın yazarı kimdir, Saidüddin Fergani'dir. Bilimsel olarak böyle, kütüphane kayıtları böyle ama silsile takip ettiğimiz zaman kitabın müellifinin kim olduğunu görüyoruz.

Yukarı doğru çıktığımız zaman bakıyoruz, diyor ki Saideddin Fergani; bunlar benim Sadreddin Konevi'nin derslerinde Farsça olarak tuttuğum notlardır. O zaman bunları anlatan Sadreddin Konevi'dir. O zaman bu kitap da Sadreddin Konevi'nin kitabıdır.

“Meşarık'üd-Darari” kitabını da Konevi Hazretle- ri'nin kitapları içine alınız. Durmuyoruz devam ediyoruz, geriye doğru çıkıyoruz, Sadreddin Konevi diyor ki, ben bu dersleri anlatırken bir odaya çekilip murakabede bulunuyorum ve üstadımın ruhaniye- tinden bana bu beyitler ilkah oluyordu, o zaman zımnen bu kitabın yazarı Muhyiddin-i Arabî oluyor. Hadis-i Kutsiyi de bunu önüne getirdiğimiz zaman logolar yavaş yavaş tamamlanıyor. Neydi Hadis-i Kutsi, ben yeryüzünde öyle kişilerin yürüyen ayağı, gören gözü, tutan eli olurum, biz onu daha da açalım, yazan kalemi olurum, olmaz mı, olur.

O zaman silsileyi geriye doğru götürürsek bir intikalin, bir ruhaniyetin, bir nefes intikalinin önemli olduğunu görüyoruz. Burada tasavvuf literatüründe sadece metinlerin elden ele naklinden ziyade miftah dediğimiz kitabın yanında size bir de anahtarın verilmesi, anahtar olmazsa kitabın size konuşmaması gibi, mesela Ebu Cehil Arap; Arapça kitap veriliyor ama miftahı olmadığı için açamıyor ve anlamıyor. Kur'an'ı anlamıyor Ebu Cehil. Dolayısıyla otomatik olarak Arap olmak, Arapça biliyor olmak anlamayı da beraberinde getirmiyor bu durumda. Devam ediyo- ruz, bakınız silsile çok enteresan bunu günümüze kadar da sizler tamamlayın. Muhyiddin İbn-i Arabî'nin talebesi Sadreddin Konevi, onun talebesi üeyyedeti'l-Cendi bu zat Füsusu'l-Hikem'in şarihi, ilk tam metni yazanlardan, o diyor ki: “Füsusu'l-Hikem Şerhi'ni yazmadan evvel yani, başlamadan evvel kendi sözünden naklediyorum sizeşeyhim ve rehberim Muhammed bin İshak bin Yusuf el-Konevi bana Füsus'un mukaddimesini şerh etmekteyken üzerimde esrar âleminden gelen ilhamın işaretleri zuhur etti ve nefes-i Rahmani onun nefesiyle açılma- ya başladı. Bana bu şerhi yaparken Sadreddin Konevi Hazretleri'nin nefesinden yardım gelmeye başladı. Onun mübarek nefesi batınımı ve zahirimi istila etti.
Batını kimin batını SadreddinKonevi'nin batını vasıtasız bir şekilde-doğrudan yani- batınıma galip oldu. Yani onun batını benim batınıma galip oldu. Tam tetabuk, tam örtüşme, tam vahdet hâli.

Devam ediyor ve diyor; bedenimde ve kalbimde kâmil bir tesir hâsıl etti.
Böylece Allah Mukaddime'nin şerhi esnasında bütün kitabı anlamamı sağladı. Bu olayda bakınız yukarıdan aşağıya takip etmek gerekiyor bir ruhun ilkah süreci var. Şeyh bunu bana tahakkuk ettirdikten sonra ben artık Füsusu'l-Hikem'i şerh eder hale geldim, diyor el-Cendi. Bakınız “el ele, el Hakk'a” diye bir tabir var dilimizde biliyorsunuz.

Elden ele geçerek gönülden gönle intikal ettirilen bir silsile. Binaenaleyh manevi silsileye tabi oluş, bir ruhaniyetten feyiz alış, oradan süt emmek bizde metinlerin anlaşılmasında önemli bir miftahtır. Bu miftah bugün İslam dünyasında Darü'l-hadislerde dahi kaybedilen bir anahtardır. Anahtar kaybedildiği için bugün Kuzey Pakistan'da, Hindistan'da okutulan hadis metinlerinden el bombası nasıl yapılır sonucu- nu çıkarmakta bazı anlayış sahipleri.

Oysaki Sadreddin Konevi burada hadis okutandı. Tabiri caizse onun mekânı da darü'l-hadis idi.

Bir darü'l-hadis düşünün ki oradan irfan çıkıyor, medeniyet çıkıyor, bir darü'l-hadis düşünün ki oradan el bombası çıkıyor. Demek ki burada bir formatlama, İslam anlayışını formatlamada bir problem olduğu kanaatindeyim. Dikkat çekmek istediğim husus Sadreddin Konevi'nin tarihte XIII. yüzyılda kalmadığı onun temsil ettiği düşüncenin İslam dünyası geneli- nin aradığı İslam modeli veya tefsiri olduğu iddiasıdır ki bendeniz de bu iddianın arkasındayım ve bunun gerçekten bizim birçok sorunumuzun çözülmesinde de önemli bir rolü olacağı kanaatindeyim.

Şunu da belirtmek istiyorum ki, özellikle bazı genç arkadaşlar Sadreddin Konevi gibi Muhyiddin-i Arabî gibi yüksek metafizik perdeden konuşmuş insanları, hocam Afrika'daki açlıkla ne alakası var gibi irtibat kurmakta zorlanabilirler. Onlara tavsiyem; ilim, irtibat kurma sanatıdır zaten. Yani irtibatı kurabilirlerse sorunu çözerler. Ama irtibat vardır. Bugün Muhyiddin-i Arabî'nin, Sadreddin Konevi'nin ve Hz. Mevlâna'nın temsil ettiği İslam anlayışının günümüz ile çok ama çok yakından irtibatı bulunmak- tadır.

 

http://www.tefekkurdergisi.com/icerik.asp?dergi=50&konu=1313

Bu Yazı 2278 Defa Okunmuştur.