Kur'an Okumanın Fazileti
       

KUR’AN OKUMANIN FAZİLETİ

Mehmet PAKSU

 

   Kuran-ı Kerim’in kendisi bütünüyle fazilet ve saâdetle doludur. Onsuz bir hayatı düşünmek, ondan ayrı bir zamanı akla getirmek mümkün değildir. Kur’ân’ın kendisi sırf fazilet olunca, ya onu okumak, dili onunla süslemek ne kadar üstün bir zevktir?

Numan bin Beşir’in rivâyetine göre Resulullah Sallal­lâhü Aleyhi Vesellem, “Ümmetimin en faziletli ibadeti Kur’ân okumaktır”[1] buyururken bu hakikate işaret eder.

Bu hal dünyada böyle olduğu gibi, âhirette, İlâhî huzurda daha önemli bir mevki tutmaktadır. Resulullah Sal­lallâhü Aleyhi Vesellem Ebû Zer’in rivâyetine göre şöyle buyururlar: “Siz Allah’ın huzuruna Kur’ân’dan daha faziletli bir şeyle dönemezsiniz.”[2]

Kur’ân-ı Kerîm hem namazın dışında herhangi bir vakitte okunur, hem de namazın içinde kıyamda, ayakta iken okunur. Gerek namazın içinde okunsun, gerekse namazın dışında okunsun, her iki halde de bir zikirdir. Ancak bir sıralama ve sevap ciheti göz önüne alınırsa, şöyle bir durum ortaya çıkıyor.

Âişe validemiz anlatıyor:

Resulullah Sallallâhü Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur: “Namazın içinde Kur’ân’ı okumak, namazın dışında Kur’ân okumaktan daha faziletlidir. Namazın dışında Kur’ân okumak tesbih ve tekbirden daha faziletlidir. Tesbih sadakadan daha hayırlıdır. Sadaka (nafile) oruçtan daha faziletlidir. Oruç ise Cehennem ateşine engeldir.”[3]

Kur’ân okumak bir ibadet, hatta başlı başına bir ibadet, bir kulluk görevidir. Yapılan her ibadette maddî ve mânevî pek çok fayda vardır. Evet, Kur'ân okuyan dil; yalandan, gıybetten, dediko­dudan, kötü söz ve hareketlerden uzaktır. Kur'ân'la dolan kalb berraktır, temizdir, ondan şeytan uzaktır.

Evlerimizi, arabalarımızı, iş yerlerimizi, çalıştığımız mekânları, bulunduğumuz ortamları Kur’ân nuruyla aydınlatmalı, Kur’ân feyziyle canlandırmalı, Kur’ân ziynetiyle süslemeliyiz. Bu aynı zamanda bir Peygamber tavsiyesidir.

Enes bin Malik’in rivâyetine göre Resulullah Sallallâhü Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur: “Evlerinizi namaz ve Kur’ân okumakla nurlandırı­nız.”[4]

Bunun içindir ki, Kur'ân okunan ev harabe ve mezar olmaktan kurtulmuştur. O eve huzur ve saâdet hâkim olmuştur, o evde Cennet havası esmektedir. Bu evler sıradan evler değildir, boş ve loş yerler hiç değildir, bir taş ve beton yığını hiç mi hiç değildir. Bu evler tanınır, bilinir, binlerce, milyonlarca kilometre uzaklardan ehlince, erbabınca fark edilir, ziyaret edilir, yani boş bırakılmaz. Kur’ân okunan evleri tanıyan ve ziyaret eden varlıklar hangileridir? Cevabı Efendimizden (a.s.m.) öğreniyoruz.

Hz. Âişe’nin rivâyetine göre Resulullah Sallallâhü Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur: “İçinde Kur’ân okunan evler, sema ehline tıpkı yıldızların dünya ehline göründüğü gibi görünür.”[5]

Kur’ân bir sevap hazinesi, İlâhî bir ikram bahçesidir. Kur'ân'ın her bir harfine en az on sevap vardır. Böylece mü'minin amel defteri sevaplarla dolar. Bu müjdeyi Peygamber Efendimiz (a.s.m.) şöyle ifade eder: “Kim Allah'ın kitabından bir harf okursa, onun için bir sevap vardır. Her sevap on misline kadar ulaşır.”[6]

Ebû Hüreyre’nin rivâyet ettiği bir hadiste ise Resu­lullah Sallallâhü Aleyhi Vesellem şöyle buyururlar: “Kim Allah’ın kitabından bir âyet okursa, ona kat kat hasene yazılır ve kim Allah’ın kitabından bir âyet okursa o kendisi için kıyamet gününde bir nur olur.”[7]

Demek ki, Kur’ân bir Cennet definesi, bir ebedî saâdet deryasıdır. Ve her şeyden önce Allah Teâlânın özel bir ziyafet sofrasıdır. Bu ziyafeti kaçırmamalı, azami ölçüde istifade etmeye çalışmalıdır. Bu ziyafetin davetçisi ise bizzat Efendimizdir (a.s.m.).

Bazı sûrelerin sevabı o kadar bereketlidir ki, hadis-i şeriflerde Zilzâl Sûresinin sevap bakımından Kur'ân'ın yarısına, İhlâs Sûresinin üçte birine, Kâfirûn Sûresinin dörtte birine denk geldiği haber verilmektedir.[8]

Bediüzzaman’ın belirttiği gibi, “Kur'ân'ın her bir harfi hiç olmazsa on sevabı, on haseneyi ve on meyve-i bâkî vermesi, hatta bir kısım âyet ve sûrelerin her bir harfi yüz ve bin ve daha ziyade meyve vermesi ve mübarek vakitlerde her bir harfin nuru ve sevabı ve kıymeti on'dan yüzlere çıkması” ile mânevî neticeleri daha da artmaktadır.[9]

Kur'ân, mü'minin âhireti için bitip tükenmeyen ve orada kendisine nur ve burak olacak bereketli bir hazinedir. Resul-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.), “Kur'ân okumaya devam et. Çünkü o senin için dünyada nur, semâda zahîredir” buyurarak ümmetini Kur'ân okumaya teşvik etmiştir.[10]

Kur'ân ehli için Peygamberimizin (a.s.m.) müjdesi ise mü'minlerin Cennete girecekleri zamânâ aittir. Şöyle buyururlar: “Kur'ân ehline Cennete gireceği zaman, 'Oku ve yüksel!' denilecektir. Bunun üzerine o da okumaya başlayacak ve Kur'ân'dan bildiğini bitirinceye kadar her âyete karşılık bir derece yükselecektir.”[11]

Kur'ân okuyan kimse, Allah'ın nurdan yarattığı masum ve günahsız meleklerin içindedir. Çevresi onlarla kuşatılmıştır. Okumakta güçlük çeken kimse dahi ecir ve sevaptan mahrum kalmamaktadır. Bir hadis-i şerifte bu husus şöyle dile getirilir: “Kur'ân-ı Kerîmi mükemmel ve düzgün okuyan mü'min, Allah'a itaatkâr ve hürmetkâr olan meleklerle beraberdir. Okuyuşunda güçlük çeken, âyet ve kelimeleri tekrarlamak sûretiyle okuyan Müslümana ise iki kat sevap vardır.”[12]

Kur’ân, insanı iman ve ahlâk bakımından yükselttiği gibi, onu her türlü kötülüklerden ve menfiliklerden de korur. Bu sadece uyanıkken ve gündüz vakitleri değil, aynı zamanda geceleyin uykuya daldığı ve uyuduğu zaman da devam eder, koruma altına alınır. Bu hususta Peygamber Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyururlar: “Yüce Allah’ın kitabından bir sûreyi okuyarak yatan bir Müslümana Allah vekil olarak bir melek gönderir. Melek onu muhafaza eder. Uyanıp kalkıncaya kadar ona zarar verecek bir şey yaklaşamaz.”[13]

Fitne ve fesadın her tarafta kol gezdiği bir zamanda Kur'ân okumanın o kadar büyük bir faydası vardır ki, mü'min kendisini o fitne ve bozgunculuktan ancak Kur'ân sayesinde muhafaza etmektedir.

 



[1] Feyzü’l-Kadîr, 2:44

[2] et-Tergîb ve’t-Terhîb, 3:275

[3] Kenzü’l-Ummâl. 1:516

[4] Müslim, Salatü’l-Müsâfirîn:212

[5] Müslim, Salâtü’l-Müsafirîn:211

[6] Tirmizî, Fedâilü'l-Kur'ân: 16

[7] Kenzü’l-Ummâl, 1:518

[8] Tirmizî, Fedâilü'l-Kur'ân: 10

[9] Sözler, s. 419

[10] et-Tergîb ve't-Terhîb, 2:355

[11] İbni Mâce, Edeb: 52

[12] A. g. e

[13] Tirmizî, Daavât:23

Bu Yazı 1993 Defa Okunmuştur.