Sultan'ül Vaizin Tahir Büyükkörükçü'nün Ardından
       

“Sultân’ül Vaizin”

TAHİR BÜYÜKKÖRÜKÇÜ'NÜN ARDINDAN

 

M.Nihat MALKOÇ

 

 

Ölüm, dostu dosta kavuşturan sonsuzluk köprü- südür. Bu köprüden geçmeyecek bir canlı bile göstere mezsiniz. Zira her canlı doğar, büyür ve ölür. Hayatın kanunudur bu, bunu değiştiremezsiniz. Öyleyse mühim olan, ömrümüzü Hakk ve hakikat dairesinde geçirmektir. Aksi takdirde nefes almak yaşamak anlamına gelmez. Gerçek anlamda yaşamak Hakk dairesinde kalmakla mümkündür. O daireden çıkanlar yaşamıyor, sadece nefes alıyorlar.

Gönül bahçemizde bir manevî çınar daha yapraklarını döktü; ötelerde yeşermek için tebdil-i mekân eyledi. Maneviyat göğünden bir yıldız daha kaydı. O yıldız ki, ışığını nübüvvet güneşinden alarak gönülleri aydınlatıyordu. O, Hakk'a üful edince gönül dünyamızın ışığı söndü. Âlimdi, abiddi, zahiddi, Sultân'ül Vâizîn'di O... Onun hicretiyle gönül dünyamız şevkini yitirdi; yürekler mahzun oldu. Fakat sonsuzluğa göçse de geride hoş bir seda bıraktı.

O, ismiyle müsemma olan ender şahsiyetlerden biriydi. Zira adı “Tahir”di. 'Tahir'in kelime anlamı ise 'temiz' demekti. O da tertemiz bir kalbe sahipti. Ruhunu hasetten ve nefretten arındırmıştı. İsmi de, ilmi de, ahlakı da, gönlü de, yüzü de, alnı da, dili de, vaaz ve nasihat eyleyen sesi de, gittiği Hakk ve hakikat yolu da Tahir'di onun. O, 'Tahir' olan ismini son nefesine kadar onurla taşıdı. Şerefle taşıdığı 'Tahir' adı en çok da ona yakıştı.

Hiç kimse ebedî kalmak için gelmedi bu dünya- ya. Dünya hayatı ahiret hayatıyla kıyaslandığında bir nefes kadar kısadır. Manevî dinamiklerimizden Tahir Büyükkörükçü de bu dünya gurbetinde uzun bir soluk alıp ebediyete göç eyledi. Merhum Büyük- körükçü, Konya eski milletvekillerindendi. O, Mevla na diyarı olan Konya'nın manevî mimarlarındandı.

Tahir Büyükkörükçü bir mürşitti. O, manevî bereketlerle dolu 86 yıllık hayatının elli yılında, kürsülerde ettiği vaaz ve nasihatlerle insanları adeta cennete taşımıştır. O, gaflet ve dalalete düşme ihtimali olan bütün insanlara hakikatin ışığını tutmuştur. Bir anlamda ahir zaman ümmetinin elinden tutmuş, onları cehennem uçurumlarından çekip kurtarmıştır.

Tahir Büyükkörükçü, 1925 yılının sonbaharında Konya'da doğmuştu. 1965 yılında Konya Müftülüğü yapan Tahir Büyükkörükçü, yedi yıla yakın devam eden müftülük döneminden sonra kendi arzusu ile tekrar kısa bir süre vaizliğe dönmüştü ve 1973 yılında emekliye ayrılmıştı. 1977'de Milli Selamet Partisi’n- den Konya Milletvekili olarak Meclis'e girmişti. 12 Eylül darbesinde tutuklanmış; 'İslâmî esaslara dönülmesini ve İslâmî devlet kurulmasını istediği' iddiasıyla askerî mahkemece yargılanarak, 11 ay cezaevinde kalmıştı.

Merhum Tahir Büyükkörükçü bu ülkede çok büyük manevî hizmetler yapmış, insanlığın imanının muhafazası hususunda gece gündüz demeden azimle çalışmıştır. Şeytanın pençesinde manevî alanda var olma savaşı veren gençlerimiz onun vaaz kasetlerini dinleyerek çok şükür ki imansızlık çukuruna düşmekten korunmuştur. Bu, az bir hizmet değildir.

Merhum Tahir Büyükkörükçü'nün hayatı, vaaz kürsüsünden meclis kürsüsüne kadar uzanır. Zira o, bir ara Milli Selamet Partisi'nden Konya Milletvekili olarak, siyasî sahada da hizmet vermişti. Tevafuka bakın ki bu partinin lideri olan Prof. Dr. Necmeddin Erbakan'la, en önemli milletvekillerinden biri olan Tahir Büyükkörükçü bir hafta arayla ebediyete göçtüler.

Hayatını imanın, ahlakın ve faziletin hâkim kılınması için harcayan Tahir Büyükkörükçü de her insan gibi, ömrünün nihayetinde 86 yaşında Rabbine sefer eyledi. Fakat o, yaşadıkça bir gününü bin eyledi. Mümin olarak yaşamakla kalmadı, müminlere en güzel kılavuz oldu. Nefesini, hakikat davasını anlatma yolunda tüketerek gaflettekileri uyardı. Allah ona uzun olduğu kadar, bereketli de bir ömür nasip etti. O, tebliğ ve irşat görevini son nefesini verene kadar hiç bırakmadı. Bunu yaparken Allah rızasının dışında hiçbir beklentisi olmadı.

Merhum Tahir Büyükkörükçü, Mevlana'nın yaşadığı ve kabrinin bulunduğu topraklara, güzel Konya'mıza çok yakışan bir insandı. O, irşat ve tebliğle geçen uzun ve bereketli ömrünü Konya'da geçirmişti. Onun Konya sevgisi kelimelerle tarif edilemezdi. “Konya denince aşk şehri, iman şehri, Kur'an şehri, ilim şehri, Mevlana şehri, enbiya yurdu akla gelir. Konya gibi bir Türkiye istiyoruz biz...” sözleri bu sevgiyi açıkça gösteriyordu.

Tahir Büyükkörükçü, manevî konularda asla taviz vermezdi; dik, diri ve iri dururdu. Sözü ezip büzmeden, olduğu gibi söylerdi. Cesaretini Hakk ve hakikatten alırdı. O, bir gönül doktoruydu. Onun manevî feyizli sohbetleri, gaflet ve dalalet hastalığı çekenleri tedavi ederdi. Manevî tatlarla süslü sohbetlerini dinleyenler, uzun süre muhabbetin tesirinden kurtulamazdı.

Merhum Tahir Büyükkörükçü öğrenmeye meraklı bir insandı. Onun en belirgin hususiyeti öğrendiklerini geniş kitlelerle paylaşmasıydı. Zira o bir âlimdi, bilgi kıskançlığı yoktu onda. İlmin zekâtının onu başkalarına öğretmekle ödendiğini bilir, böyle hareket ederdi.

Merhum Tahir Büyükkörükçü, Mahmud Sami Ramazanoğlu Hoca'ya apayrı bir sevgi duyardı. Zira onun rahle-i tedrisatından geçmişti. Manevî sahada ondan çok şey öğrenmişti. Cömert ve misafirperver bir insan olan merhum Tahir Büyükkörükçü birçok meşhur hocayı evinde misafir etmiştir. Bunlar arasında Mahmud Sami Ramazanoğlu Efendi Hazretleri başta olmak üzere, Lâdikli Hacı Ahmed Efendi, Hacı Veyiszade Mustafa Efendi, Muhammed Harranî Hazretleri, Musa Topbaş Efendi, Muham- med Zahid Kotku Efendi, Mekkeli Üstad Muham- med Alevi Malikî, Yahyalılı Hacı Hasan Efendi, Ali Ulvi Kurucu, Havlucu Ahmed Efendi, Konyalı Dişçi Mehmed Efendi ve Necip Fazıl Kısakürek gibi isimleri sayabiliriz.

Merhum Tahir Büyükkörükçü, Konya'nın ve Türkiye'nin maneviyat burçlarından biriydi. O, cemaatiyle çok güçlü manevî bağlar kurmuştu. Türkiye'nin değişik yerlerinden özel olarak Konya'ya gelip vaazlarını dinleyenlerin sayısı az değildi. Zira o, cemaatini çok sever, cemaati de onu çok severdi. Cemaatine “Sizler benim gözbebeğim, ruhum ve kalbim mesabesindesiniz” derdi. Vaazlarıyla korkut- maz, insanlara her zaman ümit verir, Allah'ın tövbe kapısının daima açık olduğunu ısrarla hatırlatırdı. “Hocalar cemaatini korkutmaz, eğer korkutursa Allah korkutur, hocalar ümit verir.” sözleri bunu teyit etmektedir.

Tahir Büyükkörükçü Hoca, Osmanlı Devletine, İslamî ve insanî hassasiyetlerinden ötürü şükran borcunu hep dile getirirdi. Osmanlı'nın manevî mirasına daima sahip çıkardı. “O zaman Avrupa'dan gelenler Osman Gazi'nin evladının elini nerde öpecek, üzengisini öpmeye sıraya girerlerdi. Avrupa'ya gittikleri zaman da 'Dudaklarımızı ziyaret edin, Osmanlı'nın üzengisini öptük' derlerdi. Bu kokmuş dünyada bir saat dahi ömür istemiyorum. Ama şu günleri ver diye, Rabbim ömür ver diye dua ediyorum. Hayata vahyin hâkim olduğu, bir buçuk milyarın kardeşçe kucaklaştığı, elli beş İslam devletinin bir ruh, bir kalp, bir el, bir yumruk, bir beden, bir gönül haline geldiği mesut günü görmek için Rabbimden ömür istiyorum.” Diyerek Müslü- manların aynı paydada buluşup bir ve beraber olma- sını arzulardı.

Bu dünya gurbetinden sonsuzluk âlemine göçen Tahir Büyükkörükçü Hoca, gerçek bir vatanseverdi. O, vatan sevgisinin imanın bir gereği olduğuna inanırdı. Her zaman birlik, beraberlik ve kardeşlik çağrısı yaparak cemaatine şöyle derdi: “Arşımız bir, Allah'ımız bir, kitabımız bir, Peygamberimiz bir, canımız bir, kanımız bir, gayemiz bir, davamız bir, ecdadımız bir, tarihimiz bir, geleceğe birlikte bakıyo- ruz. Bu ihtilafın, bu tefrikanın adı ne?”

Gönül dünyamızın gül yüzlü simalarından biri olan Tahir Hoca, yarınlara dair felaket sahneleri çizmezdi; zira o, gelecekten çok ümitliydi. İstikbalde İslam'ın sesinin bugünkünden daha gür çıkacağına olan kanaati tamdı. O, yarınların bugünlerden daha aydınlık olacağına yürekten inanır, “Her şeyin daha iyi olacağına kaniim inşallah…” Derdi. Zamanımız- daki büyük maneviyat erozyonuna rağmen, o yine de yarınlarımızın ışığı olacak bugünkü gençlere çok güvenir ve şöyle derdi: “Rabbime milyarlarca hamd ediyorum; farklıyız, neden mi? İmanlı, inançlı, Hakk'a inanan bir nesil geliyor. Bugün farklıyız elhamdülillah…”
Tahir Hoca, engin tevazu sahibi bir gönül adamıydı. O, cesur ve kararlıydı. “Rabbim bana kulum desin, Resulullah da kölem desin. Dünyada benim için en büyük rütbe budur.” diyerek tevazuun derecesini gösterirdi. Bunu laf olsun diye değil, yürekten inanarak, büyük bir samimiyetle ifade ederdi. O, kendini hakikatleri aktarmada bir aracı olarak görür, şahsını hiçbir zaman ön plana çıkarmazdı. Onun, cemaatinden büyük manevî beklentileri vardı.

Tahir Büyükkörükçü, dinî baskıların yoğun olduğu dönemlerde dinî eğitim almış, bütün engellemelere rağmen onun dinî eğitimini hiç kimse sekteye uğratamamıştır. Dinî tedrisatının önündeki bütün engelleri aşmasını bilmiştir. Derse giderken kitaplarını gömleğinin içine saklayarak, kendisini takip edenleri şaştırtmıştır. Konya'nın meşhur hocalarından Hacı Veyiszâde Mustafa Kurucu Hoca'dan 'Hadis' ilmini öğrenmiştir. Ebû Said Muhammed Hâdimî'nin 'Berika' adlı eserini de, Kurucu Hoca'dan okumuştur. Hacı Hâki Efendi'den de Farsça dersleri almış, Bulgur Tekkesi'nde hafızlık çalışmalarına devam emiştir.
Merhum Tahir Büyükkörükçü, Allah dostlarına dost, maneviyat düşmanlarına ise düşmandı. Onun ölçüsü Kur'an'dı. Kura'an'ın ve Peygamberin sünnetine uyan her ne varsa onları yaşar ve yayardı. Kur'an ve sünnet çizgisindeki nurlu hayatı, cemaatine yerleştirmeye çalışırdı. O, insanlar arası ilişkilerde dünyevî çıkarlarını hiçbir zaman söz konusu bile etmezdi. Ömrünü vaaz kürsülerinde geçiren, tebliğ ve irşat vazifesini hiç aksatmayan Tahir Büyükkörükçü Hocaefendi'nin vefatından önceki son tembihi 'namazlarınızı kılın' olmuştur. Cemaatine ve yakın dostlarına namazda devamlı ve ısrarcı olmalarını salık vermiştir.

Konyalı Tahir Hoca, dosdoğru yaşadı ve arkasında çok güzel bir nam bıraktı. Onun binlerce sesli ve görüntülü vaazı sanal ortamda dolaşmak- tadır. O, müminler için manevî bir mektep sayılırdı. Bu mektepte insanı cennete götürecek yolun güzergâhı öğretilirdi. O, bir manevî çeşmeydi; nasibi olanlar bu çeşmeden idrak kabını doldururdu. Onun; oğluna, torununa, yıllarca vaaz ettiği Kapı Camii'nin cemaatine ve bütün müminlere vasiyeti ve duası şuydu: “Eliniz arşa açık, alnınız secdede, dudağınız Hz. Muhammed(sav)'in eşiğinde, yanağınız Fahr-i Kâinat'ın izinde olsun. Mevla'mız bizi bu büyük neşeden ayırmasın.”
Tahir Büyükkörükçü bir hizmet adamıydı. O, “Ben bir kapının kuluyum, o da Allah kapısı; bir kapının kölesiyim, o da Hz. Muhammed(sav)'in eşiğidir. Dudağım Hz. Muhammed(sav)'in eşiğinde, yanağım onun topraktaki ayak izinde…” diyerek takip ettiği manevi yolu tarif eder. Bu hakikat yolu, onu ve ondan ders alanları düzlüğe çıkarmıştır. Onun şu sözleri, kendisini İslam davasına adadığını, her şeyiyle Hakk'a teslim olduğunu göstermektedir: “Varlığımız, nefesimiz, nefsimiz ve her şeyimiz İslam'ın hizmetine feda olsun. Onun için doğurduk, onun için büyüttük, onun için okuttuk, onun için koşturuyor evlat ve torunlarımız… Niye? İslam'ın izzet günlerini göster Allah'ım diye.. Milyonlar, milyarlar dua ediyor âtî(gelecek) İslam'ın olsun Rabbim diye. O saadetli günleri göreceğiz inşallah…”

Manevî sahadaki büyük insanlar, ölümlerinden sonra da davalarına hizmet etmeye devam ederler. Zira onların bıraktığı eserler, evlat ve öğrenciler; amel defterlerinin açık kalmasını sağlar. Merhum Tahir Büyükkörükçü'nün adının ve ilhamını Kur'an'dan alan düşüncelerinin bundan sonra da yaşatılması lazımdır. İnsanlarımızın onun vaazların- dan bundan sonra da düzenli olarak faydalanması için kendisiyle ilgili bir vakfın kurulması gerekir.

Onun adını taşıyan bu hizmet vakfının kurulmasında hocamızın oğlu, kıymetli insan Abdur rahman Büyükkörükçü de önderlik yapmalıdır. Bu maneviyat önderiyle ilgili bir de kapsamlı internet sitesi kurulmalı, burada bütün vaazlarına yer verilmelidir. Çünkü onun, ilhamını ayet ve hadislerden alan vaazları sadece dünü ve bugünü değil, bütün zamanları kuşatıyor. Bu hastalıklı çağda bu vaaz ve nasihatlere her zamankinden daha çok muhtacız.

Hayır işlerinde yarışan merhum Tahir Büyük- körükçü, bir Mevlana hayranıydı; onun manevî talebesiydi. Vaazlarında bu büyük mutasavvıfın beyitlerine sıkça yer verirdi. O, Mehmet Akif'e de hayrandı. Onun Ali Ulvi Kurucu ve Necip Fazıl'la şahsî dostlukları vardı.

Merhum Tahir Büyükkörükçü, mübarek toprak- larda büyük bir huzur bulur, Mekke ve Medine'de altı ay boyunca kalır; irşat vazifesini orada da bütün insanlığı içine alacak şekilde gerçekleştirirdi.

“Cenab-ı Hakk ölümümü Medine'de kılsın inşallah” diyerek o mukaddes topraklarda ölmeyi çok arzu ederdi. Onun bu arzusu gerçekleşmese de o, gönüllerin Medine'sinde, sevginin ve hoşgörünün payitahtı olan şehirde, maneviyat diyarı Konya'da vefat etti. Tahir Büyükkörükçü Hoca, öğle vakti Kapu Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Üçler Mezarlığı'nda toprağa verildi. Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun.

 

 

http://www.tefekkurdergisi.com/icerik.asp?dergi=45&konu=1211

Bu Yazı 3612 Defa Okunmuştur.