Dinin İnsan Hayatında ki Önemi
       

DİNİN İNSAN HAYATINDAKİ ÖNEMİ

Adem TATLI

 

İnsan, bütün varlıklardan farklı ve üstün bir kabiliyette yaratılmıştır. İhtiyaçları çok fazladır. Bunları tek başına yerine getirmeye iktidarı yoktur. Dolayısıyla, diğer insanlarla beraber yaşamaya mecburdur. Böyle sosyal bir yapı içinde karşılıklı ilişkilerde adalete ihtiyaç vardır. Meselâ; insan, hırs ile bütün dünya ona verilse, “Daha yok mu?[1] der. Hem kendi keyfi ve çıkarı için binler adamın zararını kabul eder. Bunlar gibi kötü ahlaktan fertleri kurtarmak ve başkalarının haklarına tecavüzü önlemek için toplumlar adalete muhtaçtır.

Lâkin her ferdin aklı, adaleti anlamakta ve uygulamakta yetersiz kaldığından, insanüstü bir akla ihtiyaç vardır. Öyle bir akıl da, ancak kanun şeklinde olur. Öyle umumi bir kanun, ancak vahyin eseri olan dindir. Din, insanın iradesiyle yaptığı fiillerini düzenleyen, Allah’ın emir ve yasaklarının bütünüdür. İnsanın hem şahsının, hem ailesinin, hem de içinde yaşadığı toplumun huzur ve güvenini sağlar.[2]

Allah’ın kâinatta koymuş olduğu tabiat kanunları, bu mükemmel düzeni netice veriyor. İnsan da bu kanunlara uyduğu nispette başarılı oluyor. Bu kanunlara isyan ettiğinde de maksadının tersiyle cevap alır.

Meselâ; insan hürriyetimi kullanacağım diye elini ateşe soksa, yanar. Eksi 40 derece soğukta, dışarıda çıplak dolaşsa donar. Yerçekimi kanununa muhalefet edip kendini 40. kattan aşağıya atsa paramparça olur. Bu noktada insanın hürriyeti yoktur. Allah’ın kanunlarına itaat ettiği ölçüde hür ve mutlu olurlar.

Allah’ın kâinattaki kurallarını düzenleyen kanunları olduğu gibi, insan ve toplum hayatını düzenleyen kanunları da dindir. Tabiat kanunlarıyla uyum içinde olmak, insanı bu dünyada mutlu ettiği, isyan etmek zarar verdiği gibi,  dininin kurallarına uymak da insanı hem bu dünyada, hem de ahirette mutlu edecektir.

Bir makineyi ustasının hazırladığı katalogundaki kurallara göre çalıştırırsanız, daha verimli ve uzun ömürlü olur. Kullanım kılavuzunu okumadan rasgele çalıştırırsanız, kısa sürede bozulur. Allah’ın yarattığı en mükemmel bir makine olan insanın rehberi de Kur’an’dır. Ondaki düsturlara uygun yaşayan insan, dünyada verimli bir hayat süreceği gibi, ahirette de ebedî saadeti elde edecektir. Aksi takdirde, hem dünyada ve hem de ahirette perişan olacaktır.

İnsanın sağlıklı yaşaması tıp ilminin koyduğu kurallara bağlıdır. Hasta olduğumuzda doktorun verdiği reçetedeki ilaçları kullanmak, tavsiyelerine kulak vermek akıllıca bir davranıştır. “Bu doktor benim özgürlüğümü kısıtlıyor, ben istediğimi yer, içerim” derseniz, sağlıklı yaşama özgürlüğünüzü kaybedersiniz. Mikropların ve hastalıkların tutsağı olmayı kabul etmek zorunda kalırsınız. 

Din yalnız îmândan ibaret değildir. Salih amel de buna dahildir. Adam öldürme, zina, hırsızlık, kumar ve şarap gibi, toplum hayatını zehirleyen pek çok büyük günahları işleyenleri, bu fiillerden alıkoymak için, sadece hapis ve polis korkusu kafi değildir. İnsan, îmânıyla elde ettiği Allah  korkusu sayesinde, her vakit manevî bir yasakçıyı, kendi kalbinde ve vicdanında hisseder. Cehennem hapsini ve Allah’ın azabını hatırına getirmekle, fenalıklardan uzak kalır.

Dolayısıyla, insanın ve toplumun manevî hastalıklarının reçetesi dindir. Manen huzurlu ve sağlıklı yaşamak dinin kurallarına bağlıdır. Allah’a kul olmak ve O’nun emir ve yasaklarını uygulamak insana onurlu bir hayat sunar. Allah’a kulluk, esirlik değil şerefli bir rütbedir. Hürriyet aşkıyla bu şerefli rütbeyi kabul etmeyen, arzu ve isteklerini İlâh edinen,[3] nefis ve şeytana bir köle olur. Bir tek Allah’a kul olup bütün varlıkların sultanı olmak, ancak îmânla mümkündür.

 

 

 

 

 



[1] Kaf Suresi, 50:30.

[2] Bediüzzaman Said Nursi, İşaratül-İcaz, www.risaleara.com s. 140-141.

[3] Furkan, 43.

Bu Yazı 2200 Defa Okunmuştur.