Besmelede ki Muhteşem Sır
       

BESMELEDE Kİ MUHTEŞEM SIR

Abdülhamit ORUÇ

 

“Bismillah, her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil, ey nefsim, şu mübarek kelime, İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudâtın lisan-ı hâl ile vird-i zebânıdır…

Her şey Cenâb-ı Hakkın namına hareket eder ki, zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler, başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar. Demek herbir ağaç “Bismillâh” der; hazine-i rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor.

Her bir bostan “Bismillâh” der, matbaha-i kudretten bir kazan olur ki, çeşit çeşit pek çok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor.

Her bir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar “Bismillâh” der, rahmet feyzinden birer süt çeşmesi olur. Bizlere Rezzak namına en latîf, en nazif, âb-ı hayat gibi bir gıdayı takdim ediyorlar.

Her bir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları “Bismillâh” der, sert taş ve toprağı deler, geçer. “Allah namına, Rahmân namına” der; her şey ona musahhar olur.

Evet, havada dalların intişarı ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i suhuletle intişar etmesi ve yeraltında yemiş vermesi, hem şiddet-i hararete karşı aylarca nâzik, yeşil yaprakların yaş kalması, tabiiyyunun ağzına şiddetle tokat vuruyor, kör olası gözüne parmağını sokuyor…

Madem her şey mânen “Bismillâh” der; Allah namına, Allah’ın nimetlerini getirip bizlere veriyorlar. Biz dahi “Bismillâh” demeliyiz. Allah namına vermeliyiz, Allah namına almalıyız. Öyle ise, Allah namına vermeyen gafil insanlardan almamalıyız.” (Bediüzzaman; Birinci Söz)

 

Kuran-ı Kerim'de, zikirle ilgili, zikirden bahseden pek çok ayet-i kerime vardır. Bunlar "Rabbimizi nasıl zikretmeliyiz?" sorusuna bir cevap bulmamızda bize rehber olurlar. Kur'an'da geçenlerin yanı sıra, çeşitli meşrep ve mesleklerdeki tasavvuf erbabının, Allah'ı anmada kullandık­ları özel kelime ve virdlerinin de bulunduğunu biliyoruz.

İslâm dininde, çokça tekrar edilmesi güzel sayılan, müba­rek kelimelerden bir tanesi de "besmele" dir. Aslında her dinin ve inanışın, kendine göre, "besmele"ye benzer, onların "besmele"si sayılabilecek, bu amaçla istimal ettikleri, kullandıkları özel kelimeleri vardır. Hatta batıl inanışlar, sapkın ideolojiler bile bazen "Biz, bütün bunları halk adına yapıyoruz" derler. Bu bir bakıma"bismi'l-halk", yani "halkın adıyla" demektir. Veya "Kral adına, imparator adına hareket ediyoruz" diyenler, kendileri ne söylediklerinin farkında olmasalar da, aslında "bism-i im­parator" veya "bismi'l-kral" demektedirler.

Her düşünce sistemi, her inanış ve ideoloji, kendisine uy­gun bir hedef, bir ideal bulur. Bu idealini ifade etmek, bir slogan haline getirebilmek için, bir sembol cümle veya keli­me belirler ve davranışlarını, o cümle veya kelimeye göre şekillendirir, ona bina eder. Bütün yaptıklarını, fiillerini hiz­met ettiği o idealin gerçekleşmesi uğruna yapar.

İşte, Hz. Âdem’den (a.s.) Hz. Muhammed'e (a.s.m.) ka­dar, ondanda ta kıyamete kadar, inanmış insanların, yani Müslümanların hayatlarının tam merkezindeki, her şeyi, kimin adına yaptıklarını anlattıkları sembol kelime, "besme­le"dir.

Buna delil olarak, besmelenin, Kur'an-ı Kerim'deki surenin başında yazılı olmasını gösterebiliriz. Sadece Tevbe Suresi'nin başında besmele yoktur. Yani Kur'an-ı Kerim'de, besmele tam yüz on üç defa, sure başında geçer. Neml (Karınca) Suresi'nin içinde de bir defa geçtiği için, Kur'an-ı Hakîm'de tam yüz on dört defa "besmele"nin geç­tiğini kabul ederiz.

Besmelenin, Kur'an-ı Kerim'de çok müstesna ve mübarek bir yeri vardır. Kur'an'ın, kâinat kitabını bize anlatan bir rehber ve bir kılavuz olduğunu veya kâinatın, mücessem bir Kur'an olduğunu düşünürsek, şöyle diyebiliriz:

Bir mimar veya mühendis, büyük bir eseri inşa etmeden, ortaya çıkarmadan evvel, o eseri hayal eder. Daha sonra kafasında yer alan bu hayali, mantık kalıpla­rına dökerek bir plana dönüştürür. Sadece zihninde ilmî bir vücudu bulunan bu planı, bir kâğıt üzerinde kalemiyle şekillendirerek onu projeye çevirir. En son aşamada ise uygun bir arsa üzerinde bu eserin in­şa edilmesi vardır.

Şimdi rahatlıkla üzerinden geçebildiğimiz Boğaz Köprü­sü, daha maddî vücudu ortalarda yokken, bir mühendisin kafasında manevî, ilmî bir vücuda sahipti. Şekli, biçimi o mühendisin kafasında kayıtlıydı. Sonra, onu kâğıt üzerine döktü ve projelendirdi. Hatta minyatür şeklini de yaptı ve maket haline soktu. Sonra, o projenin ışığında uzun bir çalışma yaparak, pro­jesinin maddî vücudunu da boğazın iki tarafına yerleştirdi ve hepimizin bildiği Boğaz Köprüsü ortaya çıktı.

İşte yukarda anlattığımız temsilde olduğu gibi maddî nesnelerin, manaları başka şekillerde de tezahür edebilir, özetlenebilir. Bütün kâinat, Kur'an-ı Kerim'deki hakikatlerin ve lafızların sanki "mücessem" hale gelmiş, cisimleşmiş ifa­desidir.

Bu açıdan bakıldığında "Kur'an, bütün kâinatın ve içinde yer alan bütün varlıkların bir metne, bir kitap haline dönüş­türülmüş, lafızlar haline getirilmiş, hülasa şeklidir" diyebili­riz.

Mantık kanunlarına göre bu söylediğimiz mümkündür. Hatta "Kur'an'ın da özeti Fatiha Suresi'dir."

Ağacı özetlersek ne olur? Ağacın tüm yaşayışını filme çeksek, yani bir ağacın daha tohum halinde toprağa düşmesinden itibaren hayatını takip edebilsek ve görüntüleyebilsek; nasıl filizleniyor, nasıl kök salıyor, nasıl yapraklanıyor, nasıl kocaman bir çınar ağacı oluyor; bunları izleyebilsek veya birileri böyle bir film çekmiş olsa ve bizler de bu filmi, ağacın ölümünden başlayarak, geriye doğru izleyebilsek ne görürüz?

Koca ağaç küçülür, küçülür ve sonunda bir çekirdeğin içine girer. İşte bu nazarla bakıldığında bütün kâinat, mü­cessem bir Kur'an'dır. Kur'an, büyük kâinat kitabının kelime kelime, harf harf ifadesi gibidir.

Demek ki, kâinatın özeti ve tercümesi Kur'an ve Kur' an'ın özeti de Fatiha... Buradan anlaşılıyor ki Fatiha Suresi'nde, Kur'an'da olan, Kur'an'da bahsi geçen her şey, özet bir şekilde bulunur.

Bu meseleyi daha iyi kavrayabilmek için bir misalle aklı­mıza yaklaştırmalıyız. Kocaman "Türkiye Cumhuriyeti Ordusu"nu düşünün!

Eğer bu kocaman ordunun özetini ararsak dört kuvvet komutanı karşımıza çıkar. Bunların her birinin içinde kendi­lerine bağlı birimler, teşkilatlar saklıdır. Yani "Jandarma Komutanlığı" kelimesinin içinde bütün jandarma teşkilatı özetle vardır. "Deniz Kuvvetleri Komutanlığı" içindeyse bü­tün deniz kuvvetleri özetle bulunur.

İşte misalde olduğu gibi, Fatiha Suresi bütün Kur'an-ı Kerim'in özetidir. Besmele de Fatiha'nın özetidir, hülasasıdır. Hatta bazı ehl-i tasavvuf âlimler, "Besmelenin en başın­da yer alan (Arapça) 'b' harfinin altındaki nokta, Allah'ın birliğini anlattığı için bu nokta da besmelenin özetidir" der­ler.

Kâinat iç içedir, nizam iç içedir...

Peygamber Efendimizden (a.s.m.) rivayet edilen bir hadis-i şerife göre bütün kâinat, içindekilerle beraber terazinin bir kefesine konsa ve "Lâ ilahe illallah" cümlesi de diğer ke­fesine konsa "Lâ ilahe illallah" cümlesi kıymetçe daha ağır basacaktır. Demek ki "Lâ ilahe illallah" cümlesinin içinde, kâinatın kıymetini aşacak ehemmiyette sırlar gizlidir.

Buna da birkaç misal verelim:

Farz edelim 100 milyon TL serveti olan bir zenginimiz var. Ve bu zenginimizden daha da iyi durumda, 150 milyon TL serveti olan başka bir zenginimiz daha var. Şimdi bu iki zenginimiz "Kim daha zengin?" diye aralarında bir iddiaya tutuşuyorlar.

Sonucu belirlemek için bir araya geliyorlar. Birinci zengi­nimiz, bütün mal varlığını üzerine konulan eşyaların mad­dî ağırlığını değil, parasal kıymetlerini esas alan bir terazi­nin sağ kefesine bırakıyor ve diğer zenginimizde 150 milyon TL değerinde bir çek kesip diğer kefeye atıyor. Böylesi bir durumda hangisi ağır basar dersiniz?

Elbette 150 milyon TL değerindeki çekin bulunduğu ke­fe daha ağır basacaktır. Çünkü madde olarak bir kâğıttan ibaret olsa da kıymetçe diğerini geçmektedir.

Aynen bunun gibi "Lâ ilahe illallah" kelimesi de harf ola­rak veya lafız olarak değil, ifade ettiği mana olarak tüm kâi­nattan daha ağır gelir. Çünkü zaten bütün kâinat da aynı manayı yani "Lâ ilahe illâllah"ın doğruluğunu ispat etmek, ilan etmek için vardır. Ve bu kelime hepsinden daha net bir şekilde de bütün kâinatın davasını ilan ve ifade eder.

İşte besmele de böyle büyük bir kelimedir ve aynı za­manda bütün hayırlarında başıdır. Peygamber Efendimiz (a.s.m.) "Hangi hayırlı işin başında besmele olmazsa, o iş ek­sik ve noksan olur" buyurmuştur.

Her mübarek, hayırlı ve helal işte "bismillah" denmesinin bu kadar önemle vurgulanması elbette bir hikmetledir. Bes­mele aynı zamanda bir ihtardır. Bu cümleyi anlamadan yap­tığımız işlerin, yapmamamız gereken fiiller olduğunu ihtar eder.

Hangi işimiz besmele çekmeye uygun değilse, yani haramsa, onu yapmamalı; hangi iş haram değilse, mutlaka ona besmeleyle başlamalıyız. Besmele aynı zamanda bir "meşru­iyet ve helallik" garantisidir. Besmeleyi şuurlu olarak kul­lanmaya alışırsak gaflette boğulmaktan, yaptığımız işleri Al­lah'ı unutarak, O'nu hesaba katmadan, kötü bir niyetle yap­maktan kurtuluruz.

"Besmele" sadece Kur'an-ı Kerim'de geçen ve sadece bi­zim Peygamberimize gelmiş olan bir ayet değildir. İnsanlık tarihi boyunca dünyaya gönderilmiş bütün peygamberlerin dininde besmele vardır. Çünkü peygamberler, Allah adına iş yaparlar. Allah'ın emrini söylerler. Allah adına tebliğde bu­lunurlar. Allah'ın dinini öğretirler. Yapılan her işin Allah için olmasını isterler.

Zaten Müslüman olmak da, bir bakıma, "bir insanın ken­disini, Allah'ın kontrolüne bırakması, onun izni dairesinde ve rızası doğrultusunda yaşaması" demek değil midir?

"Ya Rabbi! Ben ne söyler ve ne yaparsam, Senin rızana uygun olsun. Bana, bunu başarabilme kuvveti ver. Ben han­gi lokmayı yersem, Senin razı olduğun lokmalardan olsun.

Hangi fiilleri işlersem, hangi işleri yaparsam Senin razı ol­duğun fiillerden ve işlerden olsun.

"Ya Rabbi! Bir lahza, bir an, bir nefes ve bir göz açıp ka­pama zamanı kadar bile, beni nefsimle baş başa bırakma! Nefsim beni idare etmesin, beni Sen idare et!" diyerek Pey­gamber Efendimiz, Rabbine dua edip yalvarır.

"Ya Rabbi! Bu dakikalarımı sana askerlik halinde geçir­meyi nasip et! Bir an için bile seni unutup nefsimin askeri ol­mayayım!"

İşte besmele bize, bu halet-i ruhiye ile yaşamayı öğreti­yor.

Şimdi biraz da besmelenin lafzını inceleyelim. Ondaki büyük sırları lafzından çıkarmaya, keşfetmeye çalışalım.

"Bismillahirrahmanirrahim" kelimesine baktığımızda, üç büyük tevhit tablosu nazarımıza çarpar. Bir tanesi "bismil­lah" olan "lafza-i celal"dedir. Bu aynı zamanda Allah'ın en büyük ismidir. "Allah", bütün kâinatın Meliki Rabbi mana­sına gelir. "Bismillah" kelimesindeki "Allah", Rabbimizin Zat'ının adıdır ve Ondan başkasına verilemez.

"Rahman" kelimesi ise yardıma, merhamete, rızka muh­taç olan bütün mahlûkatına hiçbir ayrım yapmadan merha­met etmesini bizlere anlatır. Bu ikinci tevhit tablosudur.

"Rahim." kelimesiyle de Cenab-ı Hakk'ın, tüm mahlûka­tına, her birine ayrı ayrı tecelli ettiğini, tek tek ilgilendiğini anlarız. Bu da has dairedeki ism-i Ehad tecellisine bakan üçüncü tevhit tablosudur.

Bunu da bir misalle daha anlaşılır hale getirelim:

Mesela bir orduyu en büyükten en küçüğe kadar birim birim saymamız gerekse, önce "ordu" deriz. Sonra "alay" deriz, saya saya en sonunda bir "Mehmetçikle ulaşırız,

İşte "Bismiliahirrahmanirrahim"de de, "Allah" has isim "Rahman" bütün varlıklara şümullü rahmetinin, sıfatıdır.

"Rahim" de Allah'ın tek tek bütün varlıklara merhameti­ni anlatan ismidir.

Tefsir kitaplarında "Rahman" kelimesi şöyle açıklanır:

"Dünyada herkese merhamet eden, ahirette ise sadece inananlara merhamet edecek olan Allah."

Allah-u Teâlâ yağmuru yağdırırken herkesin toprağına yağdırır. "Bu Müslüman'dır, bu gayr-i müslimdir" ayrımı yapmaz. Zaten böyle bir ayrım olsaydı, herkes ister istemez Müslüman olurdu. Zorlamayla, cebren olurdu. Halbuki din imtihandır.

Allah dünyada "Âlemlerin Rabbi" ismiyle tecelli ediyor. Tüm insanlığa bu ismiyle muamelede bulunuyor. Haşa, "Sa­dece Müslümanlara nimetlerimden ikram edeyim, kâfirler aç kalsın" demiyor.

Çünkü imtihan var. Ahiretteyse, imtihan süreci son bul­duğu için, tecellisi daha başka olacaktır. Bize düşen ise hem dünyaya, hem ahirete çalışmaktır.

İstisnasız bütün din adamları, kitaplarına başlarken veya hutbelerine, vaazlarına başlarken bazı cümleleri özellikle ve mutlaka söylerler.

Bunlardan bir tanesi de "Euzübillahimineşşeytanirracim" (Şeytanın şerrinden Allah'a sığınırım) kelimesidir. Bu cümle de tıpkı besmele gibi bir ayettir. Kur'an-ı Kerimde Cenab-ı Hak şöyle buyurur:

"Kur'an okuduğun zaman 'Şeytanın şerrinden Allah'a sı­ğınırım' de!"

"Bu kelimeyi tekrar tekrar söylemenin ne faydası var?" diye bir soru akla gelebilir. Şeytan her yerde tetikte ve tehlikelidir. Her an, her yerde bulunabilir. Hatta şeytan hacda bi­le, hacı adaylarıyla uğraşmakta, aralarında bozgunculuk için dolaşmaktadır,

Şeytan kanımızın damarlarımızda gezdiği gibi içimizde gezmektedir. Bunun için Kur'an okurken de, Kabe'yi tavaf ederken de şeytandan Allah'a sığınmak lazımdır.

Şeytanın aslında pek bir gücü yoktur. Ama ondan Allah'a sığınmaz ve ona tâbi olursak, o zaman şeytanın bizim üze­rimizde, şerre yönlendirebilme gücü olur.

Cenab-ı Hak diyor ki şeytana:

"Senin onların üzerinde hiçbir gücün yoktur. Hatta sen, Benim iyi kullarım için bir sevap kaynağısın."

Gerçekten de ehl-i iman için şeytan, günah kaynağı değil, aksine sevap kaynağıdır. Şayet o "Namaz kılma" diyorsa ve bir Müslüman buna rağmen namazını kılabiliyorsa şeytanla yaptığı bu mücadele sayesinde sevap kazanmış olur.

"Herkes içki içiyor, sen de iç" diyerek günaha çağıran şeytana veya şeytanlaşmış birine karşı "Haramdır, ben içemem" diyebilen bir mü'min bir farz sevabı kazanmış olur. Kaç kez şeytanı reddeder, söylediklerini yapmazsa, o kadar farzı ifa etmiş gibi sevap kazanır. Demek ki şeytan, Allah'a teslim olanlara zarar veremez. Azan, sapan, Allah yolundan ayrılan, gönüllü bir şekilde gü­naha koşan, peşine takılan kişilere zarar verebilir.

"Bismillah" Hak adına hareket edip, Hakkı savunmaktır. Hak adına yapmaktır. Al­lah'ın rızası dairesinde, O'nun kuvvetine ve yüce isimlerine dayanarak çalışmaktır.

Eğer gayemiz Allah olursa, önderimiz Peygamber Efen­dimiz olur. O'nun rızası dairesinde, O'nun ismiyle hareket edenleri hiç kimse, hiçbir engel mağlup edemez... Öyle ise Allah adına almalı, Allah adına vermeli.

Bu Yazı 2031 Defa Okunmuştur.