Kapak
Osmanlı Devleti'nin Manevi Kurucusu: Şeyh Edebalı
       

Osmanlı Devleti’nin Manevi Kurucusu

ŞEYH EDEBALI

 

Hasan EFE

 

 

 

Osmanlı Devleti'nin kuruluşu ile özdeşleştirilen önemli bir şahsiyettir. Osmanlı Devleti'nin kuruluş devrinde yaşayan âlim ve mutasavvıfların reisi ve pîridir. Devletin kuruluşunda anahtar bir rol oynamıştır. Arşiv kayıtlarında ismi Şeyh Balı, Ede Şeh veya Ede-Balı şeklin- de geçmektedir.

Şeyh Edebalı Karaman'da dünyaya geldi. Tahsil hayatına Karaman'da Necmeddin ez-Zâhidî gibi hocalardan ders alarak başladı. Daha sonra tahsil hayatına Şam'da devam etti. Şam'da Sadreddin Süleyman b. Ebu'l-İz ve Cemaleddin Hasırî gibi dönemin önemli âlimlerinden usûl, furû, tefsir, hadis, fıkıh eğitimi aldı. Bu ilimleri öğrenmede büyük bir maharet gösterdi. Özellikle fıkıh ilmi sahasında geniş bir bilgiye sahip oldu. Yaşadığı asrın büyük fakihleri arasında yerini aldı. Şam'da eğitimi esnasında Muhyiddin İbnü'l-Arabi ile görüştüğü rivayet edilir.

Şeyh Edebalı, Şam'daki eğitimini tamamladıktan sonra Anadolu'ya döndü. Kısa bir süre Kırşehir'de (İnanç köyünde) yaşadı. Burada “Eş-Şeyh Mustafa İmadeddin İbn İbrahim İbn İnacü'l-Kırşehir” künyesini aldı. Daha sonra Osmanlı toprakları içindeki Eskişehir'e yakın İtburnu/Kelpburnu (Uludere) köyüne yerleşti. Bölgede büyük şöhrete sahip, bütün halkın saygı duyduğu, irşada yetkin olan Edebalı Hazretleri burada bir zaviye kurarak halkı irşada başladı. Varlıklı, zengin ve cömert bir mutasavvıftı. Zaviyesi hiçbir zaman boş kalmaz, misafir eksik olmazdı. Gelen-geçen yolcu fakir fukarayı yedirir içirir, onların ihtiyaçlarını giderirdi. 13. Yüzyıl Anadolu- ‘sunda uc toplumunda son derece etkin bir konuma sahipti. Faaliyetleri ile Osmanlı'nın kuruluşundaki etkisi belirgin bir şekilde hissedilmeye başladı. Konya Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat'ın ve yine kuruluşun mimarlarından Kumral Abdal'ın, daha sonra Hayreddin Paşa olan Çandarlı Kara Halil'in de Şeyh Edebalı'nın müridi olduğu rivayet edilir.

Osman Gazi babası Ertuğrul Gazi gibi sık sık Edebalı Hazretlerinin zaviyesine giderek kendisini ziyaret ederdi. Dini sohbetlere katılır ve siyasi konularda onunla istişare eder, ona danışırdı. Edebalı, Osman Gazi'nin manevi rehberiydi. Özellikle mübarek gün ve gecelerde Edebalı Hazretlerinin zaviyesine giderek ibadette bulunurdu. Yine bir gün zaviyesine gitmişti. Orada bir müddet ibadet ettikten sonra uykuya daldı. Rüyasında: “Edebalı Hazretlerinin koynundan bir ay doğduğunu ve Osman Gazi'nin koynuna girdiğini, daha sonra bu ayın Osman Gazi'nin koynuna girdiği anda göbeğinden bir çınar ağacı çıkarak büyüdüğü ve çevresinde dal budak saldığını, bu ağacın gölgesinin dünyayı kapladığını. gölgesinin altında dağların olduğunu ve her dağın altında sular çıktığını, o sulardan kiminin içtiğini ve kiminin bahçeler suladığını, kiminin çeşmeler akıttığını” gördü.

Osman Gazi gördüğü bu rüyayı ertesi gün Edebalı Hazretlerine anlattı. Edebalı Hazretleri : “Sana müjde olsun ki, Hak Teala sana ve nesline padişahlık verdi. Mübarek olsun ve benim kızım Malhun Hatun (Bâlâ/Rabia Hatun) senin helalin oldu.” diyerek bu rüyayı tabir etti. Bu rüya Osmanlı Devleti'nin temeline kudsî bir zemin hazırladı, Şeyh Edebalı'yı da Osmanlı Devleti'nin manevi kurucusu haline getirdi. Bu rüya olayından sonra evlilik bağı gerçekleşti. Buna göre, Edebalı Hazretleri kızı Malhun Hatun'u Osman Gazi ile nikahlayarak Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda pay sahibi haline geldi. Osman Gazi bu evlilik yoluyla Edebalı Hazretlerinin nüfuzundan istifade etti. Ayrıca Osman Gazi'nin kendi şahsiyetinin teşekkülünde Edebalı Hazretlerinin manevi eğitiminin rolü büyük oldu. Bilecik fethedildikten sonra buranın dirlik/ikta gelirleri Edebalı Hazretlerine verildi.

Şeyh Edebalı mutasavvıf olduğu kadar aynı zamanda Osmanlı Devleti'nin ilk kadısı ve müftüsü ünvanına sahipti. Dolayısıyla İslam hukukuna vâkıftı. Fatih Sultan Mehmet Han zamanında oluşturulan İlk yazılı kanunların temelinde Şeyh Edebalı'nın katkısı vardır. Şeyh Edebalı'nın talebesi ve damadı olan Dursun Fakih, Osmanlı'nın Edebalı'dan sonra ikinci kadısı ve müftüsü olmuş ve hukuki konularda daima onun verdiği fetvalara göre hareket etmiştir.
Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda ahîlerin rolü büyüktür. Şeyh Edebalı dönemin diğer bir çok zümresiyle olduğu gibi ahîlerle de yakın bir ilişki içerisinde olan bir ahî önderiydi. Faaliyet gösterdiği bölgede ahî önderiydi. Ahilik teşkilatının kurucusu Ahi Evran'dan sonra o dönem ahîlik teşkilatının ikinci ismiydi. Kardeşi Şemseddin ve yeğeni Hasan da ahî şeyhiydi. Aynı zamanda Şeyh Edebalı Vefâiyye tarikatına mensup olup Şeyh Seyyid Muhammed Ebu'l-Vefâ el-Bağdâdî'nin halifesiydi.

Şeyh Edebalı biri gençliğinde diğeri yaşlılığında olmak üzere iki defa evlendi. 120 seneyi bulan ömür sürdükten sonra 1326 tarihinde vefat etti. Edebalı vefat ettikten sonra oğlu Ahi Mahmud ardından torunu Şeyh Mehmed ve daha sonraki kuşaktan Mümin Dede, “Ede” zaviyesinde hizmetlerine devam etmişlerdir. Ahi Mahmud'un oğlu Ahmet Paşa Orhan Bey zamanında vezirlik yapmıştır. Şeyh Edebalı'nın mezarı Bilecik'te zaviyenin bulunduğu yerdedir. Hazirede kızı Bâlâ Hatun 'un mezarı da bulunmaktadır. Ayrıca Eskişehir'de Odunpazarı semtinde bir makam mezarı vardır.

KAYNAKÇA:
Halil İnalcık, “Osmanlı Tarihçiliğinin Doğuşu”, Söğüt'ten İstanbul'a, İstanbul 2000
Halime Doğru, XVI.Yüzyılda Eskişehir ve Sultanönü Sancağı, Eskişehir 2005
Galip Demir, Osmanlı Devleti'nin Kuruluşu ve Ahilik, İstanbul 2000
Kamil Şahin, Edebâli Hazretlerinin İlmi Yönü ve İslam-Türk Mutasavvıfları Arasındaki Yeri, VI.Osmanlı Sempozyumu, Söğüt 1991
Murat Duman, Osmanlı Kuruluş Devrinin Mimarları, İstanbul 2006

 

ŞEYH EDEBALI'NIN OSMAN GAZİ'YE VASİYETİ

“Ey Oğul,
Artık Bey'sin!
Bundan sonra öfke bize, uysallık sana.
Güceniklik bize, gönül almak sana.
Suçlamak bize, katlanmak sana.
Acizlik bize, hoş görmek sana.
Anlaşmazlıklar bize, adalet sana.
Haksızlık bize, bağışlamak sana.
Ey Oğul!
Sabretmesini bil,
vaktinden önce çiçek açmaz.
Şunu da unutma;
insanı yaşat ki devlet yaşasın.
Ey Oğul!
İşin ağır, işin çetin,
gücün kula bağlı. Allah yardımcın olsun.
Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelamlısın!
Ama bunları nerede, nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgârında savrulur gidersin.
Öfken ve nefsin bir olup aklını yener.
Daima sabırlı, sebatlı ve
iradene sahip olasın!
Dünya senin gözlerinin gördüğü gibi değildir.
Bütün bilinmeyenler, fethedilmeyenler, görünmeyenler, ancak sen faziletli ve ahlaklı olursan gün ışığına çıkacaktır.
Ey Oğul!
Ananı, atanı say! Bereket büyüklerle beraberdir.
İnancını kaybedersen, yeşilken çöllere dönersin.
Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma!
Gördüğünü görme! Bildiğini bilme!
Sevildiğin yere sık gidip gelme!
Ey Oğul!
Üç kişiye acı: Cahil arasındaki âlime, zenginken fakir düşene ve hatırlı iken itibarını kaybedene.
Ey Oğul!
Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir. Haklıysan mücadeleden korkma!..”

 

 

http://www.tefekkurdergisi.com/icerik.asp?dergi=51&konu=1357

Bu Yazı 2400 Defa Okunmuştur.