Meleklerin Varlığı, Mahiyeti ve Meleklere İnanmanın İnsan Hayatında ki Önemi
       

MELEKLERİN VARLIĞI, MAHİYETİ VE
MELEKLERE İMANIN İNSAN HAYATINDAKİ ÖNEMİ

Prof. Dr. Adem TATLI

Cenab-ı Hak, meleklerle ilgili olarak, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

Peygamber, Rabbi tarafından kendine indirilene îmân etti, mü’minler de (îmân ettiler ). Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine îmân ettiler [i].

Îmânın rükünleri sırasıyla; Allah’a îmân, Meleklere îmân, Kitaplara îmân, Peygamberlere îmân, Ahirete îmân ve kadere îmândır. İmân, bu altı rükünden, yani esastan çıkan tek bir hakikattir. Bölünme ve ayrılma kabul etmez. Kısımlara ayrılamaz. Bazısına inanıp bazısına inanmamak olamaz. Zira her bir îmân rüknü, kendisini ispat eden deliller ile diğer îmân rükünlerini de ispat eder. 

MELEKLERİN VARLIĞI

Allah, her şeye kadirdir. Bir ağacı kolayca yarattığı ve çeşit çeşit dal, budak, yaprak, çiçek ve meyvelerle donattığı gibi; aynı kolaylıkla bir bahçeyi, hatta yeryüzündeki bütün bahçeleri yaratabilir ve yaratıyor. Allah nihayetsiz kudretiyle bir hücreyi kolayca yarattığı gibi, bütün hücreleri, balıktan aslanlara kadar bütün hayvanları ve insanı aynı kolaylıkla yaratabilir ve yaratıyor. Bunları gözümüzle görüyoruz.

Allah’ın, mâdem ki kudreti nihayetsizdir, insanı topraktan yarattığı gibi, melekleri nurdan, cinleri de ateşten yaratabilir ve yaratmıştır. Allah her şeyi yaratmaya muktedirdir.

Cinler ve melekler de insanlar gibi, hayatlı, ruhlu ve şuur sahibi mahlûklardır. İnsanlar topraktan, melekler nurdan ve cinler ateşten yaratılmıştır. İnsanlar ve cinler Allah’a îmân edip ibadet etmek için var edilmiştir. Ancak îmân etme ve ibadet vazifelerini yapıp yapmamakta serbest bırakılmışlardır. Yaparlarsa mükâfatı, yapmazlarsa cezası vardır. Melekler ise sadece ibadet etmek ve Allah’ın emirlerini yapmak için yaratılmışlardır. Meleklerde itaatsizlik yoktur.

Meleklerin tamamı Allah’ın emirlerine isyansız itaat eder ve ibadet ederler. Kadın ve erkek gibi cinsiyetleri yoktur. Cinler ise, bir cihetle insanlara benzer. Allah’a itaat edenleri olduğu gibi; isyan edenleri de vardır. Yer, içer ve çoğalırlar. Cinlerin şerlilerinden ilki İblis’tir. Gururu yüzünden Allah’ın emrine itaat etmeyerek yoldan çıkmış ve o zamandan beri de insanları yoldan çıkarmaya çalışmaktadır.

Küçük bir gezegen olan dünyamızın, bu kadar çok sayıda hayatlı, ruhlu ve şuurlu mahlûkatla doldurulmuş olması, semada bulunan hadsiz yıldız ve gezegenlerin de hayatlı, ruhlu ve şuurlu mahlûkatla doldurulmuş bulunduğunu gösterir. Aksi halde, semadaki yıldızların yaratılışları abes ve hikmetsiz olurdu. Halbuki Allah Mutlak Hakîmdir; lüzumsuz, abes ve boş bir iş yapmaz.

 Semada yaşayan ve çok çeşitli cinsleri olan bu sakinlere Kur’an’ın lisanı ile melekler ve ruhaniler adı verilmiştir. Bunlar yaşadıkları ortamın şartlarına uyacak şekilde yaratılmıştır. Bu sebeple, meselâ güneşte yaşayan bir melek, insanların bağ ve bahçelerde dolaştığı gibi, güneşin yüzünde ve içinde ve değişik tabakalarında rahatça dolaşabilir.

Şuurlu mahlûkat için yaratılışın gayesi ise, Allah’a îmân edip ibadet etmektir. Melekler de, insanlar ve Cinler gibi, îmân ve ibadet ederler. Onlar, şu âlem sarayını seyrederler. Bu kâinattaki varlıkları tefekkür eder ve bunun dellallığını yaparlar.

Meleklerin vazifeleri bir bakıma insanların vazifelerine benzer. İnsanın yaratılışının ve bu dünyaya gönderilmesinin hikmet ve gayesi, aynen melek ve ruhaniler için de söz konusudur.  Allah, bir kudsî hadiste  “gizli bir hazine idim mahlûkatı kendimi tanıttırmak için yarattım buyurmuştur. Demek ki, kâinatın yaratılışının en mühim sebep ve hikmetlerinden biri, akıl ve şuur sahibi mahlûklar tarafından,  kâinata bakarak onun yaratıcısını tanımak ve tanıtmaktır. Kâinat ve içindeki her şey, bir iğnenin ustasını ve bir harfin kâtibini tanıttırdığı gibi, kâinatı yaratan Allah’ı güzel isimleriyle açık bir şekilde tanıttırmaktadır. Elbette ki, en basit bir sanat eseri ustasız olmadığı gibi, şu kâinat ve içindeki mahlukat da, yaratıcısız olamaz ve olması da mümkün değildir.

Madem Allah, kâinatı, kendini akıl ve şuur sahibi olanlara, tanıtmak için yarattı. Öyle ise, kâinatın hiçbir köşesi kalmayacak ki, orada ilim ve şuur sahibi mahlukları bulunmasın. O’nu tanımasın. O’na ibadet etmesin. Ayda da bulunacak. Güneşte de bulunacak. Yıldız ve galaksilerde de bulunacak. Daha bizim bilmediğimiz âlemlerde de bulunacak ve bulunur.

İnsanın cesedi dünyadaki yaşama şartlarına göre yaratılmıştır. Meselâ, balıklar da su içinde yaşama şartlarına göre yaratılmıştır. Melekler de bulundukları âlemin yaşam şartlarına göre yaratılmıştır. Melekler nurdan yaratılmış mahluklardır. Bu nedenle ateş ışığa zarar vermediği gibi, meleklerin de yıldızlarda bulunması, nurdan yaratılmış oldukları için, onlara zarar vermez. İnsanların bağ ve bahçelerde dolaşıp tefekkür ettiği gibi, melekler de meselâ, güneşin üstünde içinde ve bütün tabakalarında gezip dolaşarak oradaki kudret Mu’cizelerini seyredip tefekkür ve ibadet ederler.

Meleklerin gıdaları nur ve nura yakın şeylerdir. Meselâ,  Kur’an’ın okunması ve kelimât-ı tayyibe denilen güzel sözler ve manalar, hatta güzel kokular onların gıdaları hükmündedir. Fena kokular ise, hoşlanmadıkları şeylerdir. Onun içindir ki, Peygamberimiz (s.a.v.) güzel koku sürünmüş ve bunu tavsiye etmiştir.

Meleklerin varlığına en açık ve net delillerden biri de, Kuran-ı Kerim’dir. Meleklerin varlığını Kur’an haber vermektedir. Kur’an Allah kelamı olduğundan, bütün delilleri, meleklerin varlığının da delilleridir.

Aynı şekilde, Hz. Muhammed (s.a.v.) de meleklerin varlığından haber vermektedir. Peygamberin peygamberlik delilleri, meleklerin varlığının da delilleridir. Nasıl ki, bir sergide yer alan eserler, onlardan anlayacak seyirciler ister. Kâinat sarayında sergilenen Allah’ın harika ve süslü sanatları, hikmetli, güzel nakışları da, seyircilerin olmasını gerektirir. Bu seyir vazifesine sadece insan kâfi gelmez. Bunu yapacak başka şuurlu mahlûkata ihtiyaç vardır. Bunlar da, en geniş dairede meleklerdir.

Kâinattan bir başka delil de,  çevremizdeki toprak gibi maddelerden çeşitli varlıkların yaratılmasıdır. İşte topraktan ve çürümüş maddelerden varlıkları yaratan, ateşten ve nurdan da mahlukları yaratabilir ve yaratmıştır.

MELEKLERİN MAHİYETİ

Melekler, insanlar gibi Allah’ın şuurlu ve idrâkli mahlûklarıdır ve nurdan yaratılmışlardır. Gıdaları, Allah’a ibadet etmek, Allah’ı tesbih ve hamd etmek, güzel sözler ve manalar, güzel kokulardır.

Bir hadiste şöyle buyrulur: "Ben sizin görmediğinizi görür, işitmediğinizi işitirim. Nitekim sema uğuldadı, uğuldamak da ona hak oldu. Semada dört parmak sığacak kadar boş bir yer yoktur, her tarafta Allah'a secde için alnını koymuş bir melek vardır" [ii].

Melekler, Allah’ın izniyle bir anda çok yerlerde bulunabildikleri gibi, çok değişik şekillere de mahzar olurlar. İnsanların televizyonda bir anda pek çok yerde göründüğü gibi, melekler de bir anda çok yerlerde bulunabilirler. Meselâ, Hazret-i Azrail bir anda birden fazla yerde temessül ederek pek çok kimsenin ruhunu kabzedebilmektedir.

Melekler, Allah’ın mahluku ve lütuf ve ihsanına mazhar olmuş kullarıdır. Allah’ın emirlerine muhalefet etmezler. Ne emir olunsa onu yaparlar. Meleklerde kibir, gurur ve hırs gibi beşeri zafiyetler yoktur. Meleklerin sayısı,  hesap rakamlarına sığmayacak kadar çoktur. Gökyüzünün, fezanın uçsuz bucaksız mekanları melaike ile doludur. Semada gördüğümüz yıldızlardan, seyyarelerden her biri meleklerin bir mescidi hükmündedir.

MELEKLERİN CİNSLERİ VE VAZİFELERİ

Meleklerin cinsleri çoktur. Vazifeleri de ayrı ayrıdır. Kur’an- ı Kerim’de bir kısmı ve vazifeleri zikredilmiştir. Melekler, kendilerine verilen İstidat ve kabiliyetlerine göre, her an Allah’ı tesbih ve ibadet ile vazifelidirler. Bunların içerisinde dört tanesi en büyükleridir. Dört büyük meleğin isimleri şunlardır:  Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail.

Hazret-i Cebrail, peygamberlere vahiy yoluyla Allah’ın emirlerini getirmekle görevlidir. Cebrail  Aleyhisselam’ın, her an yaptığı vazifelerinden birisi de, insanlara Allah’ın emirlerini tebliğ ve açıklamaktır. Bu da onun, Allah’a kulluk vazifesidir.

Hazret-i Mikail, yeryüzündeki bütün mahlûkata Allah namına, Allah’ın izni ile nezaret etmekle görevlidir. Allah’ın rahmeti,  en geniş ve en zevkli şekilde bu mahlûkatın rızkları olarak tecelli etmektedir. İşte Allah’ın bu rızk gibi, sayısız ihsanlarına, iyiliklerine, şükürle mukabele gerekir. Buradaki şuursuz  varlıkların şükürlerini şuur ile temsil eden Mikail Aleyhisselamdır. Aynı zamanda her an ihsanat-ı Rahmaniyeye  nezaret ederek kulluk vazifesini yapmaktadır.

Hazret-i İsrafil, Allah’ın izniyle zamanı geldiğinde “Sur”a üflemekle görevlendirilmiştir.  İlk üflemede göklerde ve yerde ne varsa ölecek, ikinci üflemede bütün ölenlere hayat verilecektir.

Allah’ın, canlılar âleminde en haşmetli ve en dehşetli icraatları diriltmek ve hayat vermek ve ölümle terhis etmektir. Bu hadiselere nezaret etme vazifesine İsrafil ve Azrail Aleyhisselam memur edilmişlerdir. Bu memuriyet vazifesi onların Allah’a olan kulluk ve ubudiyetleridir. Yoksa Allah’a yardımcı değillerdir.

Hazret-i Azrail, Allah’ın izni ile ruhların kabzedilip muhafaza edilmesiyle de görevlidir.

DİĞER MELEKLER

Kirâmen Katibîn. Allah’ın izniyle her insan için, biri sevapları diğeri günahları kaydetmek için iki melek görevlendirilmiştir.

İnsanları gözetip koruyan melekler. Bunlar,Allah’ın izniyle, insanları bela ve musibetten korumakla görevlidirler.

İnsanlara dua eden melekler. Bir kısım melekler de,  Allah’ın izniyle, inanan insanlara dua etmekle görevlendirilmişlerdir.

Münker-Nekir melekleri. Bunlar kabir suali ile görevlidirler. Her insanın ameline göre, muameleleri farklıdır. Mü’minlerin kabirlerini, Allah’ın izni ile genişletir, ferahlık verir, onları yalnızlıktan kurtarır ve samimi kabir arkadaşı olurlar.

MELEKLERE ÎMÂNIN İNSAN HAYATINDAKİ YERİ VE ÖNEMİ

1- İnsan kâinatı tefekkür edip düşünürken, uçsuz bucaksız bir fezada kendini yalnız ve garip hisseder. Meleklerin varlığını bilmekle, yalnız olmadığını, yeryüzü gibi kâinatın her köşesinin Allah’ı tesbih  ve ona ibadet eden  ve oranın hayat şartlarına göre yaratılmış olan şuurlu mahlûklarla dolu olduğunu düşünür ve ruhu dehşet ve vahşetten kurtulur.

2- İnsan, iyi amel sahibi ise, yaptığı hayırlı işlerin yazılıp korunmasını, yani zayi olmamasını ister. Katip meleklerine olan îmânla insan, hem amellerinin korunduğunu bilir, hem de daha fazla hayırlı işler yapmağa çalışır. Yaptığı iyi işlerin Âhiret’deki mükafatını düşünerek, dünyada dahi ahiretin  ve Cennet’in bir nevi lezzetlerini hisseder.

3- İmânlı ve fakat fenalık yapmağa eğilimli insanlar, meleklere îmân ile, “Allah’ın her yaptığımı kaydeden melekleri var” diyerek, yapmak istediği fenalıklardan, zulümlerden tecavüzlerden kendini alıkoyar.

4- Hazreti Azrail’e îmân ile, ölümün dehşetli yüzü ona güzel görünür. Bu sebeple, Azrail’e de şefkatli bir dost gibi bakar.

5- İbadet eden bir mü’minin  zikir ve ibadetten aldığı zevk, melek  ve ruhanilerin dinlediğinin bilinmesiyle, birden binlere çıkar.

6. 6. KAYNAKLAR

-        Kur’an- Kerim

-        Nursi,, B. Said. Sözler. rnk Neşriyat. İstanbul, 2006, s. 548 vd.

 

 

Âyet meali:

 

“Allah buyurdu: Ben sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir? (İblis): Ben ondan(Adem’den) daha üstünüm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın, dedi(A’raf, 12).

Âyet meali:

“Hani biz meleklere: Âdem’e secde edin demiştik; İblis hariç olmak üzere, onlar hemen secde ettiler. İblis Cinlerdendi; Rabbinin emrinden dışarı çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da onu ve onun soyunu mu dost ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için bu ne fena bir değişmedir(Kehf, 50)

Ayet meali:

Neredeyse yukarılarından gökler çatlayacak.! Melekler de Rablerini hamd ile tesbih ediyorlar ve yerdekiler için mağfiret diliyorlar. İyi bilin ki Allâh çok bağışlayan, çok esirgeyendir” ( Şura, 5).

Âyet meali:

Şunu iyi bilin ki üzerinizde bekçiler, değerli yazıcılar vardır; onlar, yapmakta olduklarınızı bilir”(İnfitâr, 10-12).

 



[i] Bakara, 285.  

[ii]  Tirmizî, Zühd 9, 2313.

Bu Yazı 2244 Defa Okunmuştur.